Kuantum Başarı kitabı hakkında düşüncelerinizi tavsiyelerinizi bu bölüme ekleyebilirsiniz.
31 Yorum Var | yorum yapılan yazı: “Kitap Hakkında Yorumlar”
Yusuf Alper Karagöz demiş ki:
Merhabalar, ben Yusuf Alper Karaöz. İstanbul üniversitesi, mühendislik fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Kardeşim öldükten sonra yasama isyan etmiş bir insan olarak her şeyden nefret eder olmuştum. Okulda derece için giren ben, her sene sınıfta sonuncu olup, atılma tehlikesiyle baş başa kalmıştım. Ta ki kitapların arkadaşım olduklarının bilincine varıp, onları okumaya başlayana kadar. Bu sure 1/2 yılımı aldı ve gerçekten en çok satan kitapları yabancı sitelerde gün gün takip etmeye başladım. amazon.com, bn.com, newyorktimes.com gibi sitelerden.
KUANTUM BAŞARI kitabını herkese tavsiye etmenin yanında kendinizden daha iyi onu öğrenin demek istiyorum. İ-na-nıl-maz olağanüstü bir kitap… Bunları tüm kalbimle söylüyorum.
Size söyleyeceğim, bu kitabı kimse okumadan almadan önce siz alın ve okuyun.
Sınıf birincisi mi olmak istiyorsunuz?
Sıradan bir iş yerine en yüksek ücretli ve kariyerli bir firmada mı çalışmak istiyorsunuz?
Orta arabanız mı Ford, Toyota yoksa zenginlerinkinden mi Mercedes, Porsche?
Haftada yaklaşık 3–4 kitap bitiren bir insanım bendeki değişimleri arkadaşlarıma da çevreme de sorabilirsiniz…
Bu kitabı al ve ne istiyorsan sahip ol. Hem de keyifle, stres olmadan….
Son sözümde, Sayın Mehmet Öner bey için; sizinle tanışmamız KUANTUM BASARI kitabında anlatılanlar gibi aynı titreşim ve de frekanslarda olduğumuzun ispatı. Yaşamda tesadüf yoktur, (sıradanlar için yaşam tesadüftür) bizler için değil. En iyiler için uğraşanlar.
Bu kitabı Türkiye’ye tanıttığınız için gerçekten çok teşekkür ederim ve de yazarın 2. kitabı da ekimde bizlerle. Lütfen bu kitabı alın arkadaşlar. Hepinize saygılar. Benimle yazışmak için, fikir alışverişi ve yaşamdaki çekım olaylarınızı paylaşmak için: yusufalperkaraoz@mynet.com:)
İş hayatına kendi işini kurmak isteğiyle yeni atılmış biri olarak karşılaştığım zorlukları, olumsuzlukları hatta çıkmazları ancak kendi işini sıfırdan kurmuş birisi tahmin edebilir.
Mücadele etmeyi ve özgürlüğü seven biriyim ama herkes gibi belli bi seviyeye kadar. Bu kitabı bugün bitirdim ve içimdeki mücadeleci ruha gaz geldi diyebilirim. Belirli bir seviye bayağı bir yükseldi.
Birşeyler yaparken birşeyler kazanır ve aynı anda birşeylerde kaybediyor oluruz. Önceden kazandığım kaybettiklerimden daha ii olmalıdır diye düşünür kıyas yapardım. Ama artık sadece kazandıklarımı düşünmeye çalışıyorum.
Not: Kitabı okurken mutlaka birde not defteri tutun ve kitabı okuduktan sonra atmayın. sevdiklerinize okutun ve belli bir süre sonra tekrar okuyun. :o)
Kuantum fiziğine ilgi duyan birisi olarak bu kitabı yeni bitirdim. Açıkcası alırken bu kadar beğeneceğimi hiç tahmin etmezdim. Kişisel hayatta başarı sloganı çok bilindik bişeydir ama kitaptaki içerik çok farklı. Kendine bağlıyor ve okurken insanda ayrı bi heyecen duygusu uyandıyrıyor. Evet yapabilirim yaparım gibi cümleleri çok rahat söyletebiliyor.
Okunması gerekli kitaplardan birisi.
Kişisel başarı alanında örnek gösterilecebilecek nadir klavuzlar arasında gösterilmesi gereken bir kitap. İnşallah türkçe çevirisi ingilizce yayının ulaştığı başarıya ulaşır.
Not: İmla konularına biraz daha dikkat edilmeli.
Başarılar
“Yayınevinin Notu:
Sayın Ayhan Ongun,
Kritikleriniz için teşekkür ederiz. Kuantum Başarı kitabının Eylül 2007′de yapılan ikinci baskısında, kitap tekrar elden geçirilip, hataları düzeltilerek yayınlanmıştır. Bilgilerinize
Crea Yayıncılık”
Kitabı hepsiburada.com dan incelerken “Düşüncelerinizin ve bütün isteklerinizin gerçeğe dönüştüğünü görmek nasıl bir şey olurdu? ” cümlesi çok dikkatimi çekti. Kitabı aldım ve iyiki almışım. Başarılı bile olsalar herkesin alması gereken bir kitap. Çünkü hayat başarıdan ibaret değil.
evrensel kurallari öğretmesi bakımından hayli kapsamlı bir kitap. yazarın anlatımını beğendim ama uygulamalar konusundaki öneriler zayıf ve yetersiz. bu arada kapak tasarımı bir harika.
Radikalin sitesindeki yorumdan sonra kitap hakkında araştırma yaptım ve aldım. Bu siteyi sonradan gördüm bu kitap için herşeye değer.
Kuantum fiziği bilmiyorum diye kormkmaya gerek yok kitap hayatı doğru anlamayı anlatıyor.
Yurtdışında yaşayan bir arkadaşım Sandra Anne Taylor’ın bir seminerinden sonra kitabını almıştı. Çok beğenmişti. Türkçe çevirisini duyar duymaz bende aldım. Arkadaşıma hak verdiğim gibi herkesede tavsiye ederim. Özellikle kitap arşivi olanların başköşeye koyabilecekleri bir kitap.
Okudukça gaze getiren ve gerçekten insana bazı şeyleri ciddi ciddi düşündüren ve mutlaka atı bişeyler katan bir kitap. Kişisel gelişim konusuyla sınırlandırılmamalı. Hayatı daha ii anlamanıza yardımcı gibi görürseniz çok şey kazandıracaktır.
Birde bu yazarın Cazibenin Sırları kitabınıda okumanızı tavsiye ederim.
YAKLASIK UC DORT AY ONCE KUANTUM ILE ILGILI MERAKIM SICRET KITABINI OKUDUKTAN SONRA BASLADI.ASLINDA SADECE KITABI ALIP OKUMAKTAN COK GERCEKTEN KUANTUMUN BI FIZIK BILIMI OLDUGUNU KABUL EDIP INANARAK OKUMAK VE BUNU HAYATINIZDA UYGULAMANIZ COK DAHA ONEMLI.BUNUN BILINCINE VARARAK OKUDUM VE UYGULADIM.HAYATIM GERCEK ANLAMDA DAHA DA YASAMAYA DEGER BI HALE GELDI.BASARIM VE OZ GUVENIM ARTTI.DAHA SEVECEN VE POZITIF BI INSAN HALINE GELDIM.IYIKI ICIMDEKI DEGISIM ISTEGI BENI ISTEDIGIME KAVUSMAMA NEDEN OLAN BU KITABI ALMAYA ITTI.HERKESE SIDDETLE TAVSIYE EDIYORUM..
Geçen sene SECRET adlı kitabı okumuş birisi olarak,KUANTUM BAŞARI kitabının daha kapsamlı ve uygulamaların daha net anlatılmış olmasından dolayı herkese tavsiye ederim..Gerçek anlamda yararlandığım ve yararını hayatımda yaşayarak gördüğüm bir kitap…SECRET’i okumuş kişilerin aradıklarını ve daha fazlasını KUANTUM BAŞARI kitabında fazlasıyla bulabileceklerine eminim…
umut beyle, derya hnmın dediklerine kesinlikle katılıyorum…kitabı kuantumla ilgili araştırma yaparken keşfettim.secret la insanlar çok alay ettiler bir türlü analamak istemediler çekim yasasını..işte şimdi onlara secretın daha net açılımı olan bu kitabı öneriyorum.Kesinlikle okuyun ve uygulayın!!!
Bir çok kişisel gelişim kitabını okuduktan sonra artık nerdeyse bu kitapların pek bir faydası olmadığını düşünerek umutsuzluğa düşmek üzere olduğum sırada alıp okuduğum ve rahatlıkla şimdiye kadar okuduğum en iyi kişisel gelişim kitabı diyebileceğim bir eser. Bu kitabı okuduktan sonra diğer kişisel gelişim kitaplarında okuduklarımdan da istifade edebileceğimi gördüm. Bu kitabın özelliği insana bütüncül yaklaşmış olması ve diğer kitapları okuduğunuzda zihninizde oluşan maddi dünya ve manevi dünya veya başka bir deyişle maddi istekler ve manevi istekler çelişkisini çözmüş olmasıdır. Bu türden çelişkiler içindeyseniz diğer kitaplardan pek yararlanamazsınız. Bu kitabı okumalısınız.
Crea Yayıncılık tarafından yayımlanan ve Dr.Kuantum olarak bilinen Fred Alan Wolf’un kalema aldığı Büyük Fikirlerin Küçük Kitabı adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Saygılarımla, Tarkan Deniz www.tarkandeniz.com
tokat gibi biryerde yaşadığım için malesef bu kitabı birtürlü bulamıyorum:( ama çekim yasası mükemmel işliyor bunaa tüm kalbimlee inaıyorum..aklımdan geçirdiğim ve ısrarla düşündüğüm herşey muhakkak bana geliyor. e yasa böyle diyor çünküü;))) hayat gerçekten mükemmel
Asemble Egitim ve Danismanlik tarafindan bu yil ikincisi duzenlenen ” II. Dus + Zaman = Gercek; “Kuantum Liderlik ” Konferansı 5 Mayıs 2008 Pazartesi gunu Istanbul Conrad Otelinde gerceklestirilecektir. “ Kuantum Liderlik ” Konferansının bu yil temasi ; “Gelecek 20 yilda şirketiniz ve siz sektorde ve kariyerinizde nerede olmayi planliyorsunuz ? ”, “ Nasil ebedi sirket olunur ? ”, “ is dunyasinin bilincalti ” , “ Hedeflere ulasmada pozitif liderlik ”, “ NLP ”, “ Kuantum Liderlik ” ,” Surdurulebilir basari ” konularini kapsamaktadir.Bireysel ve grup katilimlari ile sponsorluk ve stand kurulumu icin gerekli bilgileri, program icerigini, konusmacilara ait bilgileri ve katilim formunu ekli dosyada bulabilirsiniz. Asemble Egitim ve Danismanlik hakkinda daha fazla bilgi icin www.asemble.org web sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Birseysel, kurumsal yada grup katilimlari ile ana veya resmi sponsorluk ve stand kurulumu icin cevabinizi rica eder, zaman ayirdiginiz icin tesekkur ederiz.
Saygilarimizla,
Tarkan Deniz
Asemble Egitim ve Danismanlik
Dereboyu Sokak Sun Plaza No: 24 Kat: A1
Maslak – Istanbul
Telefon: 212 286 00 46
Faks: 212 286 00 47 www.asemble.org
Konferans Konusmacilari:
Mr. Gordon M. BETHUNE, Continental Airways eski CEO’su (ABD’nin 2005 yili en iyi 10 CEO’sundan biri
Mr. Anthony GALIE, ABD’nin en iyi psikoterapistlerinden
Mr. Philippe HOLT, NLP ve Zihin haritalamasi gurusu
Mr. R. Sanal GUNSELI, Kuantum Dusunce Teknigi Kurucusu, Yazar &
Prof. Stefano D’ANNA, (ESE) European School of Economics Kurucu Rektoru , Best Seller olan “Tanrilar Okulu” kitabi yazari
önclikle bu kitabı türk toplumuna kazandırdığınız için sizlere yürekten teşekkür ediyorum ben kitabı k sını bile bilmezdim yani kitap ve izzet birbirine o kadar uzak biriydimki son bir yıldır kitap okuyorum son 15 gün içinde uantum başarıyla tanıştım arkasından beni gerçekten sevecek brini buldum 10 yıldır evliyim ve on yıldır hayatım caos içindeydi aradığım herşeyi buluyorum özeelikle kitabın içinde iki bölüm var çekim yasası ve sevginin gücü bu iki bölüm hayatımda öyle etkin olduki ne zaman sinirlensem öfkelensem başıma bişey gelse bu duruma sevgiyi nasıl katabilirim diyorum kısa bir süre sonra sevgi dolu heyecanlı ve dünyanın merkeziymiş gibi hissediyorum kendimi ben dünyanın en güçlü radyo istasyonuyum bence herkesin kesinlikle okuması diyorum gerçekten ama gerçekten bu kitapta emeği geçen herkese sonsuz teşekkürü bir borç biliyorum
Evet arkadaşlar okudukça ve her defasında yepyeni ufuklara açıldım. Bilim ise buyrun size bilim! Günümüzün en çok kabul gören fizik öğretisine ve yaşadığım dünyaya şükrediyorum. Yapılması gereken her şey var zaten bu kitapta S.Anne Taylor seninle yakinen tanışmadık ama sana güzel ve pozitif duygularımdan bir demet yolluyorum.
Hiç kimse bu evrende bana bir şey kalmaz demesin yeter ki isteyin ve istemesini bilin.
Ölümsüzlüğü yakalamak ve anı değerlendirmek böyle olsa gerek.
DEĞİŞİM Mİ? Ben de çoktan başladı bile….
masamın üstünde bir su bardağı duruyor…bardağı baktığım açıdan şu an sadece ben görüyorum…bardak orada öylece duruyor ve ben onun orada olduğunun farkındayım…ofis arkadaşlarım bulundukları konumdan şu an bardağı göremiyorlar ancak kalkıp yanıma gelirlerse onların da bardağın farkına varacakları sarsılmaz bir gerçek…
tıpkı yan bloklardan herhangi bir komşunun , evde beni bekleyen eşimin, başka şehirlerdeki arkadaşlarımın, şu anda bu yazıyı okuyan sizlerin hatta kutuplardaki bir eskimonun bu bardağı hiç görmediği , bilmediği halde yanıma geldikleri taktirde bu bardağın şu an tam önümde durduğunun farkındalığına varacakları gibi…
eğer ki hepimiz birsek , homojen bir yapıysak demek ki bardak görseniz de , görmeseniz de, yanıma gelseniz de , gelmeseniz de hepimiz için bir sabit ve tanrı katında bir yerlerde sadece farkındalık bilgisinin sizin tarafınızdan çekilmesini bekliyor…ve doğru koordinatlara geldiğinizde de bu kendiliğinden tetikleniyor…
buradan çıkarılacak SONUÇ şu ki;
yaşadığımız hayat Tanrı katında sadece “dünyevi bir yaşam simülasyonu” programıdır…
Bizler Tanrı’nın süper bilgisayarına bağlı, ortak bilinci ve hayali paylaşan, deneyimleyen bilgisayar çiplerinden başka birşey değiliz(MATRIX)…şu an bize uygun görülen “dünyevi hayat” programını deneyimliyoruz…herşey gerçek olduğu kadar hiçlik de aynı zamanda…Tanrının süper bilgisayarındaki sarsılmaz evren yasaları ve dünyevi kanunlar ve aklınıza gelen her türlü kodlanmış bilgi mevcut, hepimiz bu sisteme bağlıyız ve elbette ki gerçekten istersek istediğimiz her türlü bilgiyi çekip almakta özgürüz…
Tanrının da dediği gibi herşey kayıt altında;
herşey ama herşey, eylemleriniz, aklınızdan geçen düşünceler, yüreğinizin en derinindeki hisler, günahlar,sevaplar, saçınızın telinin rüzgarda salınışı ve her hücrenizin an be an hareketleri herşey ama herşey…
Bize düşen ONU gerçekten yürekten anlamak,
Bize şu an için sunulan “dünyevi hayat” programını başarıyla tamamlamak,
sağlık,huzur,bolluk,bereket,sevgi,bilgi ve adaletle paylaşımı,inancı ilke edinerek yaşamak….
ve en nihayetinde yine Tanrının bizim için sunduğu sonsuz seçenekte diğer bir programa bağlanmak…
bize hiçlikten verdiği bu nimetlere şükrederek, ortak bilincin farkına vararak ve bunu her anlamda pozitif kullanarak…
Yorumuma MAHATMA GANDHI’nin bu kitapla bire bir özdeşleşen , örtüşen şu sözleriyle son veriyorum ve SİZE “KUANTUM BAŞARI” kitabını şiddetle tavsiye ediyorum…
CREA YAYINCILIĞA DA SONSUZ TEŞEKKÜRLER..
MAHATMA GANDHI
-”Düşünceleriniz pozitif olsun;
çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun;
çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun;
çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun;
çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun;
çünkü değerleriniz kaderiniz olur. ”
YAYIMCIYA NOT :
Merhaba;
kişisel gelişimle ilgili olarak hazırladığım kendimce güzel bir yazım var…bu yazıyı benim adıma yayınlar ve ihtiyacı olan insanlara ulaşmasına yardımcı olursanız çok sevinirim…
SAYGILARIMLA
BUGÜN HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ
“Evet yanlış duymadınız bugün gerçekten çok büyük ve neşeli bir doğum günü partisine davetliyiz…Bu gün ne sadece benim, ne de sizin, bu hepimizin günü, herkesin doğum günü…Her gün, her saat, her dakika, her saniye ve her saniyenin içerisindeki sayısız her an…Her nefes alışımızda hissettiğimiz, yaşadığımızın farkına vardığımız ve bu armağan için şükran duyduğumuz her an bir doğum, yepyeni bir başlangıç…Her an, yepyeni ve umut dolu bir hayat için kaçırılmaması gereken bir fırsat…Hayatımız muhteşem fırsatlarla dolu naif bir armağan…Teşekkürler…”
Büyük bir merak ve ümitle satın aldığınız kaliteli bir DVD filmin ortalarında olduğumuzu varsayalım…Salonumuzun koltuğuna sevdiklerimizle kurulmuş, keyifle filmimizi izliyoruz ve belki de yanında biraz içecek ve abur cubur la neşemize neşe katıyoruz…
DVD film geçmişte bir anda başladı, film kareleri ardı ardına eklendi, tam da şu an filmin ortalarındayız ve bizim için önemli olan, gerçek olan filmin tam da şu anki sahneleri…elbette ki filmimiz gözümüzün önünde akıp giderken filmimizin artık geçmişte kalan başlangıcı gibi gelecekte olan bir de sonu var ve biz bunu adımız gibi biliyoruz…Çünkü film başı, ortası ve finali belli olan bir kaynaktan (DVD medya) ekranımıza geliyor…Dvd player’ımıza takılı olan CD ‘den TV’mize aktarılan görüntüleri izliyoruz…Bu arada her saniyede 25 kare görüntü aktarılıyor karşımızdaki ekrana çünkü gözümüzün filmi kopukluk olmadan akıcı bir şekilde izlemesi için böyle olması gerekiyor…Biz farkına varmasak da akıcı bir görüntü için
Her saniye 25 farklı kare ardı ardına ekrana gönderiliyor…Buna teknik olarak kare/sn hızı veya frame rate deniyor…
Hayatımız;
Şimdi tam ve net olarak hatırlamasak da adımız gibi eminiz ki doğumumuzla hatta doğumumuzdan çok daha önce ebeveynlerimizin o sımsıcak ilişkileriyle başlayan, şu satırları okumakta olduğunuz ana kadar ulaşan, ileride bir gün ansızın sona erecek olan hayatımız…Kimsenin şimdiye kadar yazdıklarıma bir itirazı olacağını düşünmüyorum çünkü hepimizin yaşamakta olduğu buna benzer renkli veya renksiz bir hayatımız var…Görüntüler nasıl da akıp geçiyor gözlerimizin önünden…Tıpkı bir film şeridi gibi öyle değil mi ? Ama biz hep şu anı yaşıyoruz, az önce, bir saat önce, bir gün, bir ay veya yıllar öncesi diye bir şey yok…Gelecek de kocaman bir bilinmez…Sadece ve sadece şu anı yaşıyoruz…
”Her saniye gözümüzün önünden akıp giden görüntüler , kim bilir o saniyenin içinde kaç sayısız an , hangi framerate’le tekrar tekrar o devasa uçsuz bucaksız evren dediğimiz enerji okyanusundan bitmek tükenmek bilmeyen bir kararlılıkla bizlere ulaşıyor…Ve bizler , kesintisiz bir hayata, kendi filmimize, kendi DVD mize şahitlik ediyoruz…Elbette ki başı, ortası ve sonu zamansızlığın hüküm sürdüğü boyutta bir kaynakta yazılı olarak öylece duruyor…Bizlere sunulansa sadece an be an , tam da şu an, şimdiki zaman…ŞİMDİ..ŞİMDİ VE YİNE ŞİMDİ…”
ZAMANSIZLIK VE MEKANSIZLIK,,,
Tek bir anda yaratılmış , yaşatılmış ve sonlanmış uçsuz bucaksız bir evren…
Bizler hala zaman denilen boyutunda akıp giden görüntülerine şahitlik etsek de zamansız ve mekansız bir boyutta tek bir anda olup bitmiş mucize bir yaradılmışlık,yaşatılmışlık ve sonbulmuşluk gerçeğini tam olarak idrak edemesek de değiştirmeye gücümüz yetmiyor…Tek bir anda kayıt altına alınmış başı sonu belli bir film, kendi sinema şaheserimizin görüntüleri, gözlerimizin kesintisiz bir algılama ile yaşayabilmesi ve hissedebilmesi için her saniyenin içinde sayısız anlar boyunca tekrar tekrar yeniden gönderiliyor, yeniden yaratılıyor, yeniden doğuyor…
Hayatımız sürekli akıp giden bir görüntüden mi ibaret dersiniz ???
Yoksa gözlerimizin tıpkı bizi yanıltan TV ekranındaki gibi fark edemediği sayısız anlar boyu titizlikle, özenle, sarsılmaz bir kararlılıkla gönderilen görüntülerden oluşan bir hayalimi yaşıyoruz…Bu apaçık yaratının an be an devam ettiğinin, her saniyenin içinde insanoğlunun, hayatın , evrenimizin tekrar tekrar doğduğunun bir kanıtı olabilir mi ??? Ve bu da bizler için her saniye , her an yeni bir hayat, yeni bir fırsat, yeni bir başlangıç, kısacası yeni bir DOĞUMGÜNÜ anlamına gelmez mi ???
Şükranlarımı sunarım ki evet aynen öyle , her an benim için yeni bir fırsat, hayatım , kaderim, mutluluğum, sağlığım ve başarım benim ellerimde…Bu inanılmaz mucizeyi, hayatın kendisinin bizlere her an sunmakta olduğu mucizeyi fark ederek , bu sonsuz nimetlerin kıymetini bilerek, sevgiyle ve şükran duygularıyla yaşamak ve dizginleri elimize almak sanırım bu dünyada hiçlikten yaşama şansı verilmiş her insanın kaderi olmalı…Bunu yapacak gücü, dizginleri elimize alıp kaderimize sahip çıkacak gücü nereden bulacağız demeyin sakın…İçinizdeki sonsuz kaynak zamansızlığın ve mekansızlığın boyutunda nebulaların, kara deliklerin, galaksilerin, yıldızların, koskoca bir kainatın oluşumuna şahitlik etmiş kudrete sahipken ve şimdiki zamana kadar ulaşmışken şu kısacık fani hayatın dizginlerini elinize almak da ne ki onun için….!!!Çocuk oyuncağı…
Tanrı’nın neden bu kadar bağışlayıcı olduğunu, kim veya ne olursanız olun, geçmişte hangi büyük suçları işlemişseniz bile neden sadece yürekten bir pişmanlıkla AF dilersek bizleri bağışladığını hiç düşündünüz mü ???
Onun için geçmiş veya gelecek yok, onun için tek bir an var, o da şimdi…ŞİMDİ şu an ne yapıyorsanız ve ne düşünüyorsanız siz O’sunuz da ondan…
Sadece Şu an yaptıklarınız tüm hayatınıza yayılıyor ve siz sadece her an yaptıklarınızla varsınız…
“Her saniyenin içinde sayısız anlar boyu bizlere sunulan yeni, yepyeni bir fırsat gizli…İşte bu hepimiz için her an yaratılmakta olan hayatın bir nimeti MUHTEŞEM BİR DOĞUM GÜNÜ…”
HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN,
ONA BİZLERE VERDİĞİ SONSUZ NİMETLER VE HER SEFERİNDE YEPYENİ FIRSATLAR İÇİN YÜREKTEN ÇOK , ÇOK, ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ…
İçimdeki ateşi harlayarak bir yangına çeviren CREA ‘ya , “KUANTUM BAŞARI” kitabına ve bizler için emek emek yazılmış daha nice kaynakçaya SONSUZ TEŞEKKÜRLER…
Bu merkez hakkında (C.E.R.N.) bilinenler kısaca şunlardır;
YERİN 100 metre altında, İsviçre – Fransa sınırında kurulmuştur…27 kilometre uzunluğunda bir çember şeklinde inşaa edilmiş bir tüneldir…Burada madde ve anti – madde araştırmaları yapılmakta, Tanrının evreni nasıl yarattığı ve madde – antimadde gerçeği hakkında bilinmeyenler yakın bir zamanda açığa kavuşturularak, evrenin sadece gözümüzle gördüklerimizden ibaret olmadığı, farklı boyutların ve alemlerin olabileceği, yaşadığımız evrenin sadece HOLOGRAFİK ÜÇ BOYUTLU bir görüntüden ibaret olduğu hakkında çalışmalar yapılmaktadır…
Bugün halen kullandığımız ve teknolojide bir milat olan İNTERNET, MR VE TOMOGRAFİ teknolojileri, süper iletkenler ve buna bağlı olarak bugünkü ağ hızından binlerce kat hızlı ağ sistemleri C.E.R.N. ‘deki çalışmaların ürünüdür…
Özetle bu merkez dünyamızın en seçkin fizikçilerinin kalesidir…
BİLİM İNSANLARI bugün şu gerçeği hiç tereddüt etmeden söylüyorlar;
“FİZİK VE KÜTLE YASALARINA GÖRE EVRENİ OLUŞTURAN VE ŞU ANDA VAROLMASI GEREKEN MADDENİN %90’I KAYIP YA DA BİZİM 5 DUYUMUZ VE 3 BOYUTUMUZ BUNU ALGILAYACAK YETİYE SAHİP DEĞİL…SİZ BUNA İSTER KARA MADDE İSTER KARA ENERJİ İSTER ANTI-MADDE İSTERSENİZ DE HIGGS PARÇACIĞI DİYEBİLİRSİNİZ…HEPSİ AYNI KAPIYA ÇIKAN EŞANLAMLI TABİRLER OLARAK BİLİM İNSANLARINCA KABUL GÖRMEKTEDİR…”
C.E.R.N. evreni oluşturan ve şu anda varlığını kanıtlayamadığımız TANRI MADDESİ yani anti-madde’nin peşinde…PEKİ bunu kanıtlamaya çalışırken ve sonucunda neler olacak hiç düşündünüz mü?
ANTI-MADDE çalışmaları eninde sonunda başka boyutların , alemlerin beş duyu ve üç boyut kavramlarının tamamen yok olduğu yeni bir dünyanın kapılarını açacak…
VE TANRI YARATTIĞI SİSTEMİN BİR PARÇA DA OLSA SIRLARINI ÖĞRENMEMİZE İZİN VERECEK…ONA BİRAZ DAHA YAKLAŞIP ANLAMAMIZI SAĞLAYACAK…
C.E.R.N. ÇALIŞMALARI İNSANLIK VE DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN 2008 senesinden itibaren BİR MİLAT OLACAKTIR…bunu tüm insanlık görüp yaşayacaktır….
BİR FELSEFEYE ya da BİR BİLİMSEL DÜŞÜNCEYE GÖRE “ şu anda yaşamakta ve deneyimlemekte olduğumuz evren, kendimiz de dahil olmak üzere tamamen 3 boyutlu holografik interaktif (etkileşimli) bir görüntüden ibarettir”
Rüyalarımızda tıpkı günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz normal veyahut para-normal olayların içinde olduğumuz halde bunların rüya olduğunu uyandığımız ana kadar anlayabilmemiz ve rüyada aksini düşünüp “ben rüyadayım bunlar gerçek değil” şeklinde bir karara varmamız mümkün değildir…ÇÜNKÜ beyindeki 5 duyuya ait merkezler artık kendilerini dışarıdan bağımsız halde bıraktıklarından sadece beynin içinde oluşan küçük enerji hareketleri bize yeni bir dünyanın , rüyalar aleminin kapılarını açmaktadır…DEMEK ki beynin bizi başka bir yaşamın içindeymiş gibi göstermesi için 5 duyuya ve sahip olduğumuz bedene ihtiyaç duymadan kendi içindeki küçük enerji çarpışmaları ile bunu yapması mümkündür…
GELELİM ŞU ANDA 5 duyumuzla algıladığımız dünyaya….görüyoruz, duyuyoruz, kokluyoruz, dokunuyoruz, tadıyoruz ve tüm bunları birleştirip muhakeme ediyoruz, düşünüyoruz…..
PEKİ tüm bu duyular nasıl çalışıyorlar…aslında görüp duyulan dokunulan tadılan ya da koklanan bir şey ortada hiçbir zaman var olmamış olabilir mi ? bu dünyanın da ancak rüyalarımızdaki kadar gerçek olduğunun ya da bir gün başka bir boyutta uyandığımızda tüm bunların bir rüya gibi gelip geçeceğinin aksini iddaa edebilirmiyiz…BUNU KANITLAYABİLİRMİSİNİZ ???
BEYNİN ALGILAMA VE ÇALIŞMA prensibi tamamen şu şekildedir..tüm duyulardan sinirlerle iletilen elektriksel hareketler beyindeki ilgili merkezlere ulaşır ve aslında dışarıda ki dünya diye bir şey yoktur çünkü her şey karanlık ve sessiz beynin içerisinde yaratılan bir enerji hareketi holografik bir yaşamdır…YAŞADIĞIMIZ EVREN dışımızda değil olduğu gibi kafamızın içindedir….biz bu hayatı bilimsel olarak tam anlamıyla kafamızın içinde yaşarız….aslında dışarıda madde alemi diye bir şey hiçbir zaman olmamış olabilir…çünkü bizim hayatımız beynimizin içindeki enerjiden ibaret…
DIŞARIDA bir dünya olduğunu ya da olmadığını bu durumda asla ANLAYAMAYACAĞIZ !!!
BURDAN BEN KENDİME İKİ SONUÇ ÇIKARDIM…sizlerle paylaşmamda bir sakınca görmüyorum…
Birincisi ; beyindeki duyu merkezlerine ulaşan sinirlere müdahale ederseniz ve sadece kendi istediğiniz enerjileri yollarsanız bir insanın CENNETİ, CEHENNEMİ, DOĞA ÜSTÜ OLAYLARI veya her ne isterse deneyimlemesini sağlayabilirsiniz…onu başka bir evrene kalıcı ya da geçici olarak sokabilirsiniz…BU SAYEDE MUCİZE DİYE BİRŞEY YOKTUR TANRI KATINDA HERŞEY AMA HERŞEY MÜMKÜNDÜR…
İkincisi ; peki tüm bu evren kafamızın içinde yarattığımız bir enerji’den ibaretse ve gerçek değilse;
UNUTMAYIN ki sahip olduğumuz bu beden ve bu beyin (bilinçsiz hücre, dna,kemin,kan ve et’den oluşmuştur) de bu evrenin yani kafamızın içinde yarattığımız evrenin , holografik görüntünün bir parçası olduğuna göre….
TÜM BUNLARI DENEYİMLEYİP KURGULAYAN BİZ YA DA BİZLER, KİŞİSEL YA DA ORTAK BİLİNÇ, BU ÜSTÜN VARLIK KİM ? BİZ ASLINDA KİMİZ ? NERDEYİZ ? VE NE YAPIYORUZ ?
KAFAMIZIN İÇİNDE YARATTIĞIMIZ BU FANİ BEDEN (bilinçsiz hücrelerden oluşmuştur) BİZ OLAMAYACAĞIMIZA GÖRE TÜM BU HOLOGRAFİK GÖRÜNTÜYLE ORTAKLAŞA ETKİLEŞİM HALİNDE OLAN İNSAN YA DA SİSTEM NEREDE VE NE ŞEKİLDE VAROLUYOR , NASIL YAŞATILIYOR , ORTAK BİLİNÇ DEDİĞİMİZ BU EVREN BU HAYAT VE BU KADAR ENERJİNİN ASIL KAYNAĞI NEREDE ?????
Bizim fani dünyamızın ve fani bedenimizin çok çok üstünde , mükemmel, kusursuz ve ilahi bir kudretin eseri olarak tanımlayabileceğimiz yapıların mevcudiyeti akl-ı selim ve sağduyulu her insan evladı tarafından anlaşılabilir bir açıklıkla ve anlaşılabilir kanıtlarla önümüze serilmişken;
TÜM KAİNATIN, SONSUZ ÇEŞİTLİLİĞİN, TİTİZLİKLE VE ÖZENLE HAZIRLANMIŞ HAYATIMIZI OLUŞTURAN HER OBJENİN VE OBJELER ARASI ANLAŞILMASI MÜMKÜN OLMAYAN İLİŞKİLER VE DENGELER AĞININ TAMAMEN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNMAK CAHİLCE, HOYRAT VE KIRICI BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR DE NEDİR ???
BUGÜN HANGİ ŞEY TESADÜFLE OLUYOR…BİR KÜRDANI , BİR ÇÖPÜ BİLE SON DERECE DİKKATLİ VE TİTİZ BİR ÇALIŞMA İLE ÜRETMEK ZORUNDA OLAN İNSANOĞLU KUSURSUZ MÜKEMMELLİKTEKİ KAİNATIN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNURKEN KENDİSİNİ YOKTAN, HİÇDEN VAREDEN O GÜCE TEŞEKKÜR ETMEK YERİNE SAYGISIZLIK ETMİŞ OLMUYOR MU ?
BEN KENDİ ADIMA TEŞEKKÜR ETMEYİ SEÇİYORUM…
BANA VERİLEN SONSUZ NİMETLER VE YETENEKLER İÇİN SONSUZ KERE TEŞEKKÜRLER…
“İçeride bir hayat epey bir vakit alırmış gibi gelse de farkındalıkla yaşayan için, dışarıda hep tek bir an ve bir tek yaşatan vardır içeridekinin hakkıyla deneyimlemesi için…”
Bir ömür geçip giderken, ellerimizden avuçlarımızdan kayarken , geriye dönüp baktığımızda ne kadar çabuk olup bitmiştir her şey, koca bir hayat nasıl da hızla ilerlemektedir…
Hep aynı bildik sözleri ne çok sıklıkla duyar olduk çevremizde…
“Göz açıp kapayıncaya kadar geçti ömrüm.”
Gerçekten de yıllar su gibi akıp gidiyor ve aynı hızla ilerlemezsek geride kalırmışız, unutulurmuşuz ve başarısız olurmuşuz kaygısı ile koşturup duruyoruz, nereye yol aldığımızı bilerek ya da bilmeyerek…
Kitlesel bir “panik atak” yaşanıyor, ürkünç ve korkutucu boyutlarıyla…
Tedirginlik, telaş ve karmaşa hakim her yanda, oradan oraya vuruyor insancıklar kendini , hayat kavgası - feleğin acımasız çarkları; öğütüyor , parçalıyor iyi ve güzel olan ne varsa , dinginlik ve huzur adına…
Her nefesin , her anın , gözümüze yansıyan 1. sınıf tablo niteliğindeki her manzaranın ve her sahnenin değerini bilemeden, durup o sahneyi kutsayamadan, sahip olduklarımıza teşekkür edemeden; koca bir gün, koca bir hafta, koca bir ay ve yıllar, yıllar , yıllar en nihayetinde de koca bir ömür geçip gidiyor avuçlarımızın içinden…
Peki elimizden ne gelir, ne yapabiliriz bu duruma bir son vermek için ?
Umudunuzu yitirmeyin hatta cesurca haykırın çünkü “pek çok şey yapılabilir”, hem de “pek çok şey”…
Karmaşadan bir an olsun sıyrılmış ve bu soruyu kendimize sormuş olmamız dahi; Bu traji-komik satranç oyununda sadece tahta üzerindeki bir piyon kimliğinden kurtulup, dışarıdaki sistemi yaratan ve gözlemleyen tek bir hedefe kilitlenmiş “satranç oyuncusu” olmak adına atılmış büyük bir adım…
Başarıya kilitlenmiş, bilgelikle, sevgiyle , özveriyle donanmış güdümlü bir füze…Zincirlerini parçalamış, duvarları yıkmış, ve yepyeni bir algılama ve imgeleme sistemini inşa edecek kusursuz bir varoluş…Siz evet sizden bahsediyorum, kendisine inanan ve güvenen herkesten…Siz değerli okurlardan bahsediyorum…
Her anı kutsamak, her anı takdir etmek, her an bize hiçlikten sunulan hayat ve sonsuz nimetler için teşekkür etmek…Değer bilmez bir hızla akıp giden hayata , ilahi bir ivme ile devam etmenin sırrı işte bu olmalı…Ama bunu , bir anda yapmaya çalışmak yerine ufak ufak anları kutsayarak bu yola baş koymak ve an be an huzuru ,mutluluğu hissederek zamanla tüm bu anları birleştirip ,tüm hayatımızı bu ışıkla aydınlatmak gerek…
Hiçbirşey yapmadan, olduğunuz yerde öylece durarak, gözleriniz açık ya da kapalı, kutsayacak o kadar çok şey var ki !!! Kılınızı bile kıpırdatmadan teşekkür edebileceğiniz ne çok şey gizli ve bir o kadar açık seçik , görünür…
Bizler fani BEDENİMİZ’i; hayatı deneyimlemek adına yorarak, hoyratça kullanarak , kirli emellerimize her an alet etmiş olsak da, kendi kendine çalışan, bize iyi bir yaşam sunmak için uğraşıp didinen sayısız DNA, HÜCRE, DOKU, ORGAN ve aralarında bizim en ufak müdahalemize gerek duymadan kendi kendine hüküm süren hiyerarşik düzen ile var olan sistem her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler hiç kadir kıymet bilmeden, mahvederek, yıkarak, şuursuzca yok ederek üzerine gitsek de; DOĞA ana , TABİAT ana yokluğunda tek bir nefes dahi alamayacağımız o KUDRETLİ HAYAT KAYNAĞI; an be an güzelliklerini ve nimetlerini bize hiç tereddüt etmeden sunmakla her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler sanki kendiliğinden hiç emek harcanmadan olup, bitivermiş gibi üzerine titremeden , vurdum duymaz bir şekilde bozarak, kırarak, dökerek kullansak da;hayatımızı kolaylaştıran, işimizi yapmamızı sağlayan, öğrenmemize, eğlenmemize katkıda bulunan onca alet edevat; her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler zaman zaman sevgimizi tam anlamıyla sunamasak ve ardımız da her zaman kırık kalpler bırakarak yol alsak da; SEVGİYİ paylaşmak için çevremizde pervane olan onca eş-dost hatta diğer canlılar,bitkiler, hayvancıklar….Her kim ya da ne olursa olsun bizim bir yudum sevgimize muhtaç , her canlı varlık ; her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler şöyleyiz, böyleyiz diyerek böbürlenip dursak da ; şimdi saydığım sebepleri ve asla saymaya gücümün yetmeyeceği diğer tüm sebepleri, TÜM BU OYUNU ; hiç yoktan, “0” dan, ZAMANSIZLIKTAN var eden “ONA” her saniye teşekkür etmek ve onu kutsamak gerekmiyor mu ?
İşte bu sürekli kutsama ve takdir etme hali, an be an hayata geçirildiği taktirde, aksi halde pervasızca geçip gidecek bir ömür;
İçindeki her taşı an be an kutsayan huzurlu ve dingin bir nehir gibi akarak yolunu bulacak, o kudreti ve asaleti içimizde , yüreğimizin ta derinlerinde hissederek, olması gerektiği gibi özüne dönecek ve bütünün bir parçası olmayı başaracak, en nihayetinde keyifle sürülen ve her anı iz bırakan, çığ gibi büyüyen pozitif bir yaşama dönüşecektir…
İyi ve kaliteli bir yaşamın SIRRI;
“Kabuğunu koparmadan soyulan bir portakala ya da elmaya benzer bu durum…Her anı kutsayarak, anları koparmadan birbirine ekleyerek yaşanan bir hayat, ANCAK kıymetli bir ESER olabilir…Diğer tüm ihtimaller ZİYAN olacaktır…”
Hadi farklı bir şey yapalım, bir anı kutsayalım ve SEVGİ tohumları ekelim durduk yerde, hiç sebepsiz ve karşılıksız…
Yarın sabah kalkar kalkmaz ilk işimiz şu olsun;
Yüzünüzü yıkayın, dişlerinizi fırçalayın, size sunulan yeni ve tertemiz gün için şükredin ,teşekkür edin, kocaman bir merhaba deyin yeni güne ve gülümseyin…
Ve ardından mutfaktan aldığınız bir tutam bulgur ya da ekmek kırıntısını pencereyi açarak camın ön tarafına SEVGİ ile bırakın…belki minik bir kap su…BIRAKIN küçük serçeler, güzel kumrular gelip öğünlerini sizin ellerinizden yiyebilsinler ve teşekkür etsinler, o minik ve sevgi dolu kalpleri sizin için atsın, izin verin onlar da sizi kutsasınlar…
ZAMANI SERBEST BIRAKIN , BIRAKIN Kİ ZAMAN DURSUN , SİZ KOŞTUKÇA O DAHA HIZLA KOŞUYOR VE SİZİ YORUYORSA LÜTFEN ARTIK KOŞMAYI BIRAKIN VE O DA KOŞMAYI BIRAKARAK SİZİN İÇİN DURSUN…
ZAMANI KOVALAMAYI BIRAKARAK DURDURUN, SADECE DİNGİNLİKLE ,SADELİKLE YAŞAYIN VE İZLEYİN…
LEZİZ BİR YEMEĞİ KEYİFLE, AĞIR AĞIR YEMEK GİBİ…
ZAMANA hakim olun …
ZAMANSIZCA yapacağınız sayısız küçük olumlu pozitif hareketlerle ZAMANSIZLIĞIN tadına varın; an be an hissederek ve kutsayarak…
UMUT VE SEVGİ EKİN HAYATA, SADECE UMUT VE SEVGİ;
“Ne ekerseniz onu biçersiniz…”
“KUANTUM BAŞARI” eserini mutlaka okumalısınız !!!
Bu size kendinizi, hayatı, bu eserin yazarını ve CREA ‘ yı KUTSAMA fırsatı verecektir emin olun…
SON SÖZ : son aylarda okuduklarımdan o kadar çok etkilenmiştim ki;
yazılan kavramlarla kendimce bugüne kadar kafamda geliştirdiğim onca olguyu bir araya getirince açığa çıkan o müthiş enerjiyi bir şekilde dışa vurmam gerekliydi…Ama bunu çevreme direk vermeye kalkışmam çok riskli ve yanlış anlaşılabilecek bir durum olabileceği için buradan, bu fikirleri duymak isteyecek ve beni gerçekten anlayacak, anlamaya çalışacak ya da buna ihtiyaç duyabilecek insanlara ulaşarak, bu yolla pozitif enerjimin EVRENE yayılmasını sağlamayı tercih ettim…
sevgili CREA sizlere bu güzel site ve bu güzel eser için binlerce kez teşekkürler…Bu arada Sandra Anne Taylor’ın yeni çıkan eserini de “Kuantum Başarı ” ile birlikte herkese şiddetle tavsiye ediyorum…
AYNADAKİ YABANCI
“Artık her aynaya baktığımda ;
Sen de kimsin diyorum ve gülüp geçiyorum…”
İnsanoğlu; kendi penceresinden izleyerek, algılayarak, yorumlayarak kazanımlarını sindiren ve bir şekilde bunları yeniden kaynağına iade eden varlık…
Dünya adeta bir sahne ve insanoğlu’nun gözlerinin önünde perdeye konan , sonu gelmez enfes müzikal, HAYAT…
GİRİŞ
Bazı zamanlar çalışma masamda yaptığım işe bir ara verip, şöyle bir durup ellerime ayaklarıma , görüş alanıma giren ve başımdan aşağı da kalan kısımlarıma uzun uzun bakıyorum…Bir an sanki kusursuz bir FPS (first person shooter – tek kişi gözünden oynanan bilgisayar oyunlarının tümünü kapsayan oyun türü) içinde olduğumu düşünürüm…O AN ,her oyuncunun muhakkak dillendirdiği bir söz gelir aklıma “Ne müthiş oyun, tıpkı gerçek gibi…”
Bu söz o kadar güzel bir hayranlığı ifade eder ki; adeta insanın hayata, kendi gerçekliğine duyduğu ve onu her şeyin üzerinde tuttuğu bir sevgi itirafıdır…Hayatımız Tanrı’nın bizlere sunduğu kusursuz, rakipsiz ve mükemmel kalitede tasarlanmış en , en , en güzel ve kapsamlı OYUN…Bu ne güzel bir armağan…Düşündükçe insanı heyecanlandıran , inanılmaz keyif veren, ne kadar NAİF bir HEDİYE…
Bilgisayar oyunlarına kendisini olması gerekenden çok fazlasıyla kaptırarak, kendi gerçekliğini unutan çocuklarınıza, arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza işin bu boyutunu sık sık hatırlatmanın çok çok iyi sonuçlar doğuracağına inanıyorum…
Ben de herkes kadar bu oyunlara meraklıyım ve büyük keyif alırım oyun başında geçirdiğim zamanlar ancak işi çok fazla uzatmamaya çalışırım, kontrolü elden bırakmam çünkü;
“DIŞARIDA BENİ BEKLEYEN VE BAŞARILI OLMAM GEREKEN, ÇOĞU KİMSENİN ÖLÜM BENİM İSE DÖNÜŞÜM DİYE TANIMLADIĞIM OLGUYLA KARŞILAŞMADAN EVVEL TAMAMLAMAM VE HER SEFERİNDE BİR SONRAKİ LEVEL’ A (finale doğru zorluk seviyesinin artmakta olduğu bölümler ) KAZANILMIŞ ZAFERLERLE ULAŞMAM GEREKEN ÇOK SAĞLAM BİR OYUN VAR…BU OYUN TANRININ OYUNU…VE SADECE BENİM İÇİN HAZIRLANMIŞ…KİMSE GELİP BU OYUNU BENİM YERİNE OYNAYAMAZ…O ZAMAN BU FIRSATI, DOLAYISIYLA HAYATI KAÇIRMAMALIYIM VE CESARETLE ÇIKIP BU OYUNU KENDİ HAYATIMIN EN BÜYÜK OYUNUNU PROFESYONELCE OYNAYARAK TAMAMLAMALIYIM Kİ DÖNÜŞÜM ZAMANI GELDİĞİNDE “GAME OVER”(KAYBEDİLMİŞ OYUN) HEZİMETİ İLE KARŞILAŞMAK YERİNE “VICTORY” (ZAFER) ÇIĞLIKLARIYLA BİR BAŞKA BOYUTTA VARLIĞIMI HUZURLA VE KEYİFLE SÜRDÜREBİLEYİM…”
GELİŞME
İşte böyle, dediğim gibi bazı zamanlar durup uzun uzun bakarım başımdan aşağıda kalan uzuvlarıma, vücudumun görebildiğim kısımlarına…Sonra kafamı şöyle bir kaldırıp etrafıma göz gezdiririm; iş arkadaşlarım, eşyalar, dışarıda yabancılar, doğa, bitkiler vs. vs….Ardından yeniden kendime dönerim ellerimi ayaklarımı görürüm ama kendi yüzümü, suratımı görmem aslında kendimi görmediğimi fark ederim…Kafamı bir daha kaldırırım ve çevremdeki her şeyi çok net görürüm, arkadaşlarımın yüzleri, ifadeleri, her şey her şey pırıl pırıl bir görüntü ile yansır görüş alanıma…
Şu içinde olduğum durumu derinlemesine düşününce bakın nasıl bir yere varıyor insan;
“BEN KENDİMİ DEĞİL AMA ÇEVREMİ HER AN GÖREBİLİYORUM.DEMEK Kİ ÇEVREMDEKİ HER ŞEY BENİM İÇİN VAR OLUYOR…ANCAK ÇEVREMDEKİLER DE KENDİLERİNİ DEĞİL AMA HER AN KENDİ ÇEVRELERİNİ VE DOĞAL OLARAK BENİ GÖRÜYORLAR…O ZAMAN BEN DE ONLAR İÇİN VAR OLUYORUM…”
Bizler için kendi var oluşumuzun , kendi görüntümüzün sanırım hiçbir önemi yok çünkü bizler kendimiz için değil DİĞERLERİ için, bizim dışımızda kalan her şey için, o her şeye bir şeyler katabilmek için VARIZ…Ve o her şey de bizim için VAR…
Her canlı çevresini, diğerlerini, bir diğerini KUTSAR, ve doğal olarak kendi dışında kalan HERŞEY de o canlıyı KUTSAR…
Her canlı çevresine, diğerlerine, bir diğerine bir şeyler SUNAR, ve kendi dışında kalan O HERŞEY den sunduğu kadar bir nebze bir şeyler alarak İNANILMAZ BİR ZENGİNLİK sahibi olur…
HER CANLI VERİR VE ALIR…VER – AL …VER-AL…VER-AL…
“NE EKERSEN ONU BİÇERSİN…”
SONUÇ
Kendi görüntüm ve varlığım benim için pek bir şey ifade etmez, çünkü benim varlığımdan sadece ve sadece benim dışımda kalan HER ŞEYE birtakım faydalar var…BEN her şey için varım…Bu varlık ve görüntü bana tamamen DİĞERLERİNE faydalı olabilmek için sunulmuş geçici bir armağan gibi…Evet aynen böyle düşünüyorum çünkü ben kusursuz bir ŞEYİM ve ne olduğumu nasıl olduğumu bilemesem de bu kırılgan ve fani bedenim sadece bu dünyaya ait bir ayrıntı…Ben bu bedenle SINIRLANAMAYACAK kadar KUDRETLİ bir yapının eseriyim…AMAN TANRIM BEN BEN DEĞİLİM…!!!
“BİR BEN VARDIR BENDE, BENDEN İÇERÜ” – YUNUS EMRE
Aynanın karşısındayım, bakıyorum uzun uzun kendime, ilk kez onu görüyorum, kullandığım bedeni, bir maske bir kostüm olmalı bu dünyada OYUNU tamamlamak için tasarlanmış bir ayrıntı sadece…Derin derin bakınca aynaya sizler de bu duyguyu hissedebilirsiniz; AYNADAKİ GÖRÜNTÜ BİZE NE KADAR YABANCI…MERHABA;
“Sen de KİMSİN ? “ :)
21 gram ??? (Artık buraya yazmayacaktım, fikirlerimi yeterince paylaştığımı düşünüyordum ancak bu konuyu es geçemezdim…bence çok heyecan verici
“İnsan son nefesini verdiğinde, bu dünyadan ne eksilir ? neyle ölçülür ? ve ondan geriye ne kalır ..?”
2003 yapımı, Guillermo Arriaga’nın senaryosunu kaleme aldığı, Alejandro Gonzalez İnnaritu’nun yönettiği ve başrollerini Sean Penn ile Naomi Wats’ın birlikte paylaştıkları, dramatik ve bir o kadar mistik film “21 GRAMS”, aynı konuyu işlemiş ve o zamanlar oldukça ses getirmişti…
Filmin tanıtımlarında şu sorularla bu gizemli ve bir o kadar dehşet verici konuya dikkat çekiliyordu;
“Kaç hayat yaşıyoruz?
Kaç kez ölüyoruz?
Ölüm anında 21 gram kaybettiğimiz söyleniyor…
21 grama ne sığar?
Ne kadarı kaybolur?
21 gram ne zaman kaybolur?
Ne kadarı onunla gider?
Geriye ne kadarı kalır?
21 gram… Beş madeni paranın ağırlığı, bir kuşun, bir çikolata parçasının…
21 gram ne kadar çeker?
Ne kadar?”
Zamanımızın Popüler Araştırmacı yazarlarından May Roach’un da kitaplarında ele aldığı konu günümüzden yaklaşık 100 yıl kadar önce , ilk olarak 1907 yılında; Massachusetts, Haverhill’de Dr. Duncan McDougall tarafından “insan ruhu var mıdır, var ise ağırlığı ne kadardır?” araştırması ile gündeme gelmişti. Bu araştırma sonuçları “american medicine magazine” dergisinde de yayınlandı. Doktor duncan, eks olan ve hayati fonksiyonları tamamen duran vücutların ağırlığını ölçmek için, ölmek üzere olan hastaları tartı işlevi gören bir yatağa yatırarak bu testleri yapıyordu ve tüm bu yapılan deneylerin sonucunda görüldü ki eks olan her vücud 21,3 gram ağırlık kaybediyordu…
Elbette konu ile ilgili olarak bir çok karşı iddaa ortaya atıldı ve Dr. Duncan’ın araştırmalarının yersiz olduğu ve bu eksilmeye ölüm anında vücuttan boşalan birtakım gazların ya da son nefes dediğimiz , ciğerlerde kalan son havanın boşalmasının sebep olduğu ileri sürüldü…
Ben her iki tarafın da görüşlerini ihtiyatla karşılıyorum ve bu hassas konu üzerine araştırmalarından dolayı, fikirlerini bizlerle paylaşan tüm bilim ve düşün insanlarına teşekkür ediyorum…
Lakin; Dr. Duncan’ın deney sonuçlarının vücut sıvılarıyla ya da gazlarla ilgisi yoksa ve gerçekten ölüm anında 21 gramlık fizik ötesi bir eksilme söz konusu ise, o zaman tüm algıları kapatıp bu konu üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekir…
“21 GRAM NEDİR ? NASIL EKSİLİR ? EĞER Kİ ÖLÜM ANINDA BİZDEN 21 GRAM EKSİLİYORSA, GEÇMİŞTEKİ HANGİ ZAMANDA BİR ANDA BİZE EKLENMİŞTİR…EVET İŞTE SORULMASI GEREKEN ÇOK MÜHİM ANAHTAR SORU !!! 21 GRAMLIK BİR ŞEYİN BİR ANDA BİZDEN EKSİLEBİLMESİ İÇİN ELBET BÜYÜK İHTİMALLE O HATIRLAYAMADIĞIMIZ, 0-3 YAŞ ARASI, BİR KISMI ANA KARNINDA VE BİR KISMI DIŞARIDA GEÇEN KÜÇÜK MUCİZE HAYATIMIZIN BİR YERLERİNDE BİR ANDA BİZİM TILSIMLI PARÇAMIZ OLARAK RUHUMUZA EKLENMİŞ OLMASI GEREKİR…BELKİ DE BU 21 GRAMLIK TILSIMLI PARÇA RUHUN TA KENDİSİDİR…”
RUH NEDİR ? Bizi bir diğer boyuta taşıyan ve bunu kendi benliğimizin farkındalığını bozmadan yapabilen bir varlıktır…Bu farkındalık konusu tüm fikirlerin çıkış noktası olmalı çünkü insan kendi benliğinin ve var oluşunun farkında olmadan bir diğer boyuta taşınacaksa bunun bizim için hiçbir anlamı olmayacaktır…Öyle ise RUH dediğimiz varlık bize ait tüm var oluş bilgisini de içermeli ki bir diğer boyutta hatta tüm boyutlarda en son nerede kalmışsak o farkındalık bilgisi ile yaşamaya, enerjimizi titreştirmeye aynı yerden devam edebilelim…
Evet RUH bize ait sayısız anlık kişisel bilgiyi içermeli ki bizim ruhumuz olsun bizi biz gibi başka alemlerde kişisel farkındalıkla temsil edebilsin !!! Bize ait var oluş bilgisini şu fani ömrümüz boyunca an be an kaydederek bize eşlik etsin…İnsan dediğiniz nedir ki ???
“Fani Bir beden + Bir enerji ve + Bir Kayıt aleti…”
RUH denilince aklınıza ilk ne gelir ve
SİZLER RUH’u NASIL TANIMLARSINIZ ???
Havada uçuşan siluetler bilgiyi kaydedebilir mi ?
Beyaz bir çarşaf ne kadar bilgi kaydeder ?
Kanatlı bir melek görünümünde bir kayıt aleti olabilir mi ?
Biz bilgi kaydetmek ve işlemek için bugün ne kullanıyoruz ?
21 GRAMA BU İŞİ YAPACAK NEYİ SIĞDIRABİLİRİSİNİZ ???
“TANRININ ANA BİLGİSAYARI DİYE NİTELENDİRDİĞİMİZ SÜPER BİLGİSAYAR (BKZ. LEVH-I MAHFUZ)’A BAĞLI ve kendi belleği de olan bio-chip’ler ( kişisel varlığımızın duyularla algısı mümkün olmayan diğer bir boyutunda yaşayan canlı biyo-işlemciler) bu işi yapabilir mi ??? Standart bir bilgisayar işlemcisinin ağırlığı da ortalama 21 gram değil midir ??? Bedenimizin bir çok boyutta birden var olduğunu kabul edersek, yaşadığımız dünya ile etkileşimli ve ortak işleyen bu boyutlardan herhangi birinde , herhangi bir zamanda bir el bizim enerjimizin tam merkezine bu görünmez işlemciyi yani 21 GRAMLIK bio-chip ‘i yerleştirmiş ve son nefesimizde de bizi farkındalıkla dönüştürmek üzere bizden geri almış olabilir mi ???
VE o zaman bu dünyada bizden geriye ne kalır ??? Bizi biz yapan var oluş bilgisi diğer bir boyutta değerlendirilmeye alınırken artık bu dünyada bizden geriye sadece ESERLER kalacaktır…Bu eserler ne derece iyi ya da ne derece kötü olacak ve EVE DÖNÜŞ SINAVINDAN kimler hangi notları alacak bu kocaman bir soru işareti olsa da şundan hepimiz eminiz ki, ölümle birlikte artık çürümeye yüz tutan fani bedenimizin bizimle hiçbir ilgisi yoktur, biz onu bir elbise, bir kostüm gibi kullanıp atıvermişizdir biz aslında hiçbir zaman biz değilmişizdir,,,
ÖTE DÜNYADA ELBET ZAMANSIZ VE MEKANSIZ BİR BOYUTTA TÜM BU SORULARIN CEVAPLARINI BULACAĞIZ, GERKEÇTE NE OLDUĞUMUZU KAVRAYIP O KAYBETTİĞİMİZİ SANDIĞIMIZ ASLINDA BİZİ BİZ YAPAN , KAYBETMEMİZİN MÜMKÜN OLMADIĞI “21 GRAM” OLACAĞIZ…
“SANRA ANNE TAYLOR’ IN BAŞARININ SIRLARI KİTABI KUANTUM BAŞARIDA EDİNDİĞİMİZ DENEYİMİ BİR ÜST SEVİYEYE ÇIKARIRKEN GERÇEKTEN TATMİN EDİCİ VE DOYURUCU YEPYENİ BİR İÇERİKLE KARŞIMIZA GELİYOR…VE ALKIŞI SONUNA KADAR HAK EDİYOR…
TEŞEKKÜRLER CREA - ÇOK TEŞEKKÜRLER “
aynı konuya değinen başka bir kitabı araken kitapçının tavsiyesi üzerine aldığım bir kitap.Hayatıma kattığı en önemli şey kendime karşı duyduğum bu artmaya başlayan özgüven.Artmaya Başlayan diyorum çünkü kitabı henüz bitirebilmiş değilim.okuyupta katılmayacağım bir şey yok.Çünkü başıma oldukça ilginç olaylar geliyor ve bir türlü tanımlayamıyordum.Bir şeyi gerçekten isteyeceksiniz ve bu bir şekilde size sunulacak.inanın bunu kitabı okumadan önce birçok kez yaşadım.bana imkansız gelen şeylerdi.ama şimdi bunu adlandıra biliyorum.
bu kitabı daha yeni keşfettim aslında pek okur yazar değilimdir. Beni okumaya sevk eden kitap ise Adam Fawer OLASILIKSIZ kitabıdır..Bu kitabı alıp almama konusnda kararsızdım taki yorumlarınıza okuyana dek..Yarın ilk İŞim bu kitabı almak olacak hepinize teşekkür ederim…
Slm bu yazıyı okuyan herkese.bir çok kişisel gelişim kitabı okudum. Bu zamana kadar bize sunulan kişisel gelişim kitapları hep aynı çerçevede farklı anlatımla dönüp duruyordu. bizlere sunarken hep nasıl yapılaması gerektiği anlatıldı.ve bir çoklarını uygulama şansı bulamadan bulsakta yapamadan sadece kabul eder olmuştuk.bu kitap çıkana kadar.bu eserin en büyük özelliği neyi ? neden? ve nasıl ? yapmamız gerektiğini anlatıyor. fark bu bence. ondan dolayı bu eseri aldım hala okuyorum elimden düşmüyor.tenefüslerde bile okuyorum.
görüşlerini paylaşmak isteyen varsa lütfen e-maille paylaşsın bedrettinogretmen@gmail.com
Merhabalar,
Bir fizikçi olarak yıllardır sorduğum sorulara yanıt buluyor olmak, daha da önemlisi hayata ait bütün gerçeklikleri fizik eğitimi alması gerekmeden insanlarla paylaşabilmek, düşüncelerimizin sınırlarını zorlamak ve yaşamımızın kontrolünü daha iyimser, daha bilinçli daha somut ele almak inanılmaz keyif verici doğrusu. Kunatum fiziği ve bunun günlük yaşamımızdaki yansımaları ya da yansımadan çok tam da merkezinde yer alması yıllardır benim içine gömülmüş olduğum bir durumdu, şimdi ben olmaktan çıkıp bize dönüşüyoruz, her geçen gün bu daha da çoğalıyor. CREA’nın değerli çalışanlarına ise, okurlara, amatör yazar ve araştırmacıalra bu kadar değer verdiği için ayrıca teşekkürü borç biliyorum. Sizlerle paylaşacak daha çoook şeyim var, zamanı geldiğinde. Sevgi ve saygılarımla…
Bu arada, 21 Gram filmini ben de izledim ve inanılmaz, şoke edici bir filmdi, arkadaşlara duyurulur. Ayrıca kuantum fiziği ile ilgili veya bu konuda yazılmış kitaplarla ilgili soru ve önerileriniz için “bu bir belirleyici değildir ama ilgilenirsenzi sorularınıza cevap yazabilirim diye söylüyorum, fizik bölümünü ingilizce olarak bitirdim, yani yerli ve yabancı alanı takip ediyorum” adresim ağağıdadır. Tekrar sevgiler, saygılar…
Merhabalar, ben Yusuf Alper Karaöz. İstanbul üniversitesi, mühendislik fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Kardeşim öldükten sonra yasama isyan etmiş bir insan olarak her şeyden nefret eder olmuştum. Okulda derece için giren ben, her sene sınıfta sonuncu olup, atılma tehlikesiyle baş başa kalmıştım. Ta ki kitapların arkadaşım olduklarının bilincine varıp, onları okumaya başlayana kadar. Bu sure 1/2 yılımı aldı ve gerçekten en çok satan kitapları yabancı sitelerde gün gün takip etmeye başladım. amazon.com, bn.com, newyorktimes.com gibi sitelerden.
KUANTUM BAŞARI kitabını herkese tavsiye etmenin yanında kendinizden daha iyi onu öğrenin demek istiyorum. İ-na-nıl-maz olağanüstü bir kitap… Bunları tüm kalbimle söylüyorum.
Size söyleyeceğim, bu kitabı kimse okumadan almadan önce siz alın ve okuyun.
Sınıf birincisi mi olmak istiyorsunuz?
Sıradan bir iş yerine en yüksek ücretli ve kariyerli bir firmada mı çalışmak istiyorsunuz?
Orta arabanız mı Ford, Toyota yoksa zenginlerinkinden mi Mercedes, Porsche?
Haftada yaklaşık 3–4 kitap bitiren bir insanım bendeki değişimleri arkadaşlarıma da çevreme de sorabilirsiniz…
Bu kitabı al ve ne istiyorsan sahip ol. Hem de keyifle, stres olmadan….
Son sözümde, Sayın Mehmet Öner bey için; sizinle tanışmamız KUANTUM BASARI kitabında anlatılanlar gibi aynı titreşim ve de frekanslarda olduğumuzun ispatı. Yaşamda tesadüf yoktur, (sıradanlar için yaşam tesadüftür) bizler için değil. En iyiler için uğraşanlar.
Bu kitabı Türkiye’ye tanıttığınız için gerçekten çok teşekkür ederim ve de yazarın 2. kitabı da ekimde bizlerle. Lütfen bu kitabı alın arkadaşlar. Hepinize saygılar. Benimle yazışmak için, fikir alışverişi ve yaşamdaki çekım olaylarınızı paylaşmak için: yusufalperkaraoz@mynet.com:)
İş hayatına kendi işini kurmak isteğiyle yeni atılmış biri olarak karşılaştığım zorlukları, olumsuzlukları hatta çıkmazları ancak kendi işini sıfırdan kurmuş birisi tahmin edebilir.
Mücadele etmeyi ve özgürlüğü seven biriyim ama herkes gibi belli bi seviyeye kadar. Bu kitabı bugün bitirdim ve içimdeki mücadeleci ruha gaz geldi diyebilirim. Belirli bir seviye bayağı bir yükseldi.
Birşeyler yaparken birşeyler kazanır ve aynı anda birşeylerde kaybediyor oluruz. Önceden kazandığım kaybettiklerimden daha ii olmalıdır diye düşünür kıyas yapardım. Ama artık sadece kazandıklarımı düşünmeye çalışıyorum.
Not: Kitabı okurken mutlaka birde not defteri tutun ve kitabı okuduktan sonra atmayın. sevdiklerinize okutun ve belli bir süre sonra tekrar okuyun. :o)
Kuantum fiziğine ilgi duyan birisi olarak bu kitabı yeni bitirdim. Açıkcası alırken bu kadar beğeneceğimi hiç tahmin etmezdim. Kişisel hayatta başarı sloganı çok bilindik bişeydir ama kitaptaki içerik çok farklı. Kendine bağlıyor ve okurken insanda ayrı bi heyecen duygusu uyandıyrıyor. Evet yapabilirim yaparım gibi cümleleri çok rahat söyletebiliyor.
Okunması gerekli kitaplardan birisi.
Kişisel başarı alanında örnek gösterilecebilecek nadir klavuzlar arasında gösterilmesi gereken bir kitap. İnşallah türkçe çevirisi ingilizce yayının ulaştığı başarıya ulaşır.
Not: İmla konularına biraz daha dikkat edilmeli.
Başarılar
“Yayınevinin Notu:
Sayın Ayhan Ongun,
Kritikleriniz için teşekkür ederiz. Kuantum Başarı kitabının Eylül 2007′de yapılan ikinci baskısında, kitap tekrar elden geçirilip, hataları düzeltilerek yayınlanmıştır. Bilgilerinize
Crea Yayıncılık”
Kitabı hepsiburada.com dan incelerken “Düşüncelerinizin ve bütün isteklerinizin gerçeğe dönüştüğünü görmek nasıl bir şey olurdu? ” cümlesi çok dikkatimi çekti. Kitabı aldım ve iyiki almışım. Başarılı bile olsalar herkesin alması gereken bir kitap. Çünkü hayat başarıdan ibaret değil.
Arkadaşımın tavsiyesi üzerine aldım ve herkesin okumasını tavsiye ederim. Gerçekten çok güzel bi kitap.
Mistizm nedir? Henüz bilinmeyen. Şu anda piyasada bulunan eşleniklerine göre çok daha kapsamlı, şüphecilere bile kendini ispatlayabilen bir kitap.
evrensel kurallari öğretmesi bakımından hayli kapsamlı bir kitap. yazarın anlatımını beğendim ama uygulamalar konusundaki öneriler zayıf ve yetersiz. bu arada kapak tasarımı bir harika.
Radikalin sitesindeki yorumdan sonra kitap hakkında araştırma yaptım ve aldım. Bu siteyi sonradan gördüm bu kitap için herşeye değer.
Kuantum fiziği bilmiyorum diye kormkmaya gerek yok kitap hayatı doğru anlamayı anlatıyor.
Yurtdışında yaşayan bir arkadaşım Sandra Anne Taylor’ın bir seminerinden sonra kitabını almıştı. Çok beğenmişti. Türkçe çevirisini duyar duymaz bende aldım. Arkadaşıma hak verdiğim gibi herkesede tavsiye ederim. Özellikle kitap arşivi olanların başköşeye koyabilecekleri bir kitap.
Okudukça gaze getiren ve gerçekten insana bazı şeyleri ciddi ciddi düşündüren ve mutlaka atı bişeyler katan bir kitap. Kişisel gelişim konusuyla sınırlandırılmamalı. Hayatı daha ii anlamanıza yardımcı gibi görürseniz çok şey kazandıracaktır.
Birde bu yazarın Cazibenin Sırları kitabınıda okumanızı tavsiye ederim.
YAKLASIK UC DORT AY ONCE KUANTUM ILE ILGILI MERAKIM SICRET KITABINI OKUDUKTAN SONRA BASLADI.ASLINDA SADECE KITABI ALIP OKUMAKTAN COK GERCEKTEN KUANTUMUN BI FIZIK BILIMI OLDUGUNU KABUL EDIP INANARAK OKUMAK VE BUNU HAYATINIZDA UYGULAMANIZ COK DAHA ONEMLI.BUNUN BILINCINE VARARAK OKUDUM VE UYGULADIM.HAYATIM GERCEK ANLAMDA DAHA DA YASAMAYA DEGER BI HALE GELDI.BASARIM VE OZ GUVENIM ARTTI.DAHA SEVECEN VE POZITIF BI INSAN HALINE GELDIM.IYIKI ICIMDEKI DEGISIM ISTEGI BENI ISTEDIGIME KAVUSMAMA NEDEN OLAN BU KITABI ALMAYA ITTI.HERKESE SIDDETLE TAVSIYE EDIYORUM..
Geçen sene SECRET adlı kitabı okumuş birisi olarak,KUANTUM BAŞARI kitabının daha kapsamlı ve uygulamaların daha net anlatılmış olmasından dolayı herkese tavsiye ederim..Gerçek anlamda yararlandığım ve yararını hayatımda yaşayarak gördüğüm bir kitap…SECRET’i okumuş kişilerin aradıklarını ve daha fazlasını KUANTUM BAŞARI kitabında fazlasıyla bulabileceklerine eminim…
umut beyle, derya hnmın dediklerine kesinlikle katılıyorum…kitabı kuantumla ilgili araştırma yaparken keşfettim.secret la insanlar çok alay ettiler bir türlü analamak istemediler çekim yasasını..işte şimdi onlara secretın daha net açılımı olan bu kitabı öneriyorum.Kesinlikle okuyun ve uygulayın!!!
Bir çok kişisel gelişim kitabını okuduktan sonra artık nerdeyse bu kitapların pek bir faydası olmadığını düşünerek umutsuzluğa düşmek üzere olduğum sırada alıp okuduğum ve rahatlıkla şimdiye kadar okuduğum en iyi kişisel gelişim kitabı diyebileceğim bir eser. Bu kitabı okuduktan sonra diğer kişisel gelişim kitaplarında okuduklarımdan da istifade edebileceğimi gördüm. Bu kitabın özelliği insana bütüncül yaklaşmış olması ve diğer kitapları okuduğunuzda zihninizde oluşan maddi dünya ve manevi dünya veya başka bir deyişle maddi istekler ve manevi istekler çelişkisini çözmüş olmasıdır. Bu türden çelişkiler içindeyseniz diğer kitaplardan pek yararlanamazsınız. Bu kitabı okumalısınız.
Crea Yayıncılık tarafından yayımlanan ve Dr.Kuantum olarak bilinen Fred Alan Wolf’un kalema aldığı Büyük Fikirlerin Küçük Kitabı adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Saygılarımla, Tarkan Deniz
www.tarkandeniz.com
tokat gibi biryerde yaşadığım için malesef bu kitabı birtürlü bulamıyorum:( ama çekim yasası mükemmel işliyor bunaa tüm kalbimlee inaıyorum..aklımdan geçirdiğim ve ısrarla düşündüğüm herşey muhakkak bana geliyor. e yasa böyle diyor çünküü;))) hayat gerçekten mükemmel
Merhaba,
Asemble Egitim ve Danismanlik tarafindan bu yil ikincisi duzenlenen ” II. Dus + Zaman = Gercek; “Kuantum Liderlik ” Konferansı 5 Mayıs 2008 Pazartesi gunu Istanbul Conrad Otelinde gerceklestirilecektir. “ Kuantum Liderlik ” Konferansının bu yil temasi ; “Gelecek 20 yilda şirketiniz ve siz sektorde ve kariyerinizde nerede olmayi planliyorsunuz ? ”, “ Nasil ebedi sirket olunur ? ”, “ is dunyasinin bilincalti ” , “ Hedeflere ulasmada pozitif liderlik ”, “ NLP ”, “ Kuantum Liderlik ” ,” Surdurulebilir basari ” konularini kapsamaktadir.Bireysel ve grup katilimlari ile sponsorluk ve stand kurulumu icin gerekli bilgileri, program icerigini, konusmacilara ait bilgileri ve katilim formunu ekli dosyada bulabilirsiniz. Asemble Egitim ve Danismanlik hakkinda daha fazla bilgi icin www.asemble.org web sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Birseysel, kurumsal yada grup katilimlari ile ana veya resmi sponsorluk ve stand kurulumu icin cevabinizi rica eder, zaman ayirdiginiz icin tesekkur ederiz.
Saygilarimizla,
Tarkan Deniz
Asemble Egitim ve Danismanlik
Dereboyu Sokak Sun Plaza No: 24 Kat: A1
Maslak – Istanbul
Telefon: 212 286 00 46
Faks: 212 286 00 47
www.asemble.org
Konferans Konusmacilari:
Mr. Gordon M. BETHUNE, Continental Airways eski CEO’su (ABD’nin 2005 yili en iyi 10 CEO’sundan biri
Mr. Anthony GALIE, ABD’nin en iyi psikoterapistlerinden
Mr. Philippe HOLT, NLP ve Zihin haritalamasi gurusu
Mr. R. Sanal GUNSELI, Kuantum Dusunce Teknigi Kurucusu, Yazar &
Prof. Stefano D’ANNA, (ESE) European School of Economics Kurucu Rektoru , Best Seller olan “Tanrilar Okulu” kitabi yazari
önclikle bu kitabı türk toplumuna kazandırdığınız için sizlere yürekten teşekkür ediyorum ben kitabı k sını bile bilmezdim yani kitap ve izzet birbirine o kadar uzak biriydimki son bir yıldır kitap okuyorum son 15 gün içinde uantum başarıyla tanıştım arkasından beni gerçekten sevecek brini buldum 10 yıldır evliyim ve on yıldır hayatım caos içindeydi aradığım herşeyi buluyorum özeelikle kitabın içinde iki bölüm var çekim yasası ve sevginin gücü bu iki bölüm hayatımda öyle etkin olduki ne zaman sinirlensem öfkelensem başıma bişey gelse bu duruma sevgiyi nasıl katabilirim diyorum kısa bir süre sonra sevgi dolu heyecanlı ve dünyanın merkeziymiş gibi hissediyorum kendimi ben dünyanın en güçlü radyo istasyonuyum bence herkesin kesinlikle okuması diyorum gerçekten ama gerçekten bu kitapta emeği geçen herkese sonsuz teşekkürü bir borç biliyorum
izzo555@gmail paylaşmak istedikleriniz varsa yazabirsiniz sevgilerimle istanbul/beyoğlu
izzet cesim
Evet arkadaşlar okudukça ve her defasında yepyeni ufuklara açıldım. Bilim ise buyrun size bilim! Günümüzün en çok kabul gören fizik öğretisine ve yaşadığım dünyaya şükrediyorum. Yapılması gereken her şey var zaten bu kitapta S.Anne Taylor seninle yakinen tanışmadık ama sana güzel ve pozitif duygularımdan bir demet yolluyorum.
Hiç kimse bu evrende bana bir şey kalmaz demesin yeter ki isteyin ve istemesini bilin.
Ölümsüzlüğü yakalamak ve anı değerlendirmek böyle olsa gerek.
DEĞİŞİM Mİ? Ben de çoktan başladı bile….
BARDAK KURAMI…
masamın üstünde bir su bardağı duruyor…bardağı baktığım açıdan şu an sadece ben görüyorum…bardak orada öylece duruyor ve ben onun orada olduğunun farkındayım…ofis arkadaşlarım bulundukları konumdan şu an bardağı göremiyorlar ancak kalkıp yanıma gelirlerse onların da bardağın farkına varacakları sarsılmaz bir gerçek…
tıpkı yan bloklardan herhangi bir komşunun , evde beni bekleyen eşimin, başka şehirlerdeki arkadaşlarımın, şu anda bu yazıyı okuyan sizlerin hatta kutuplardaki bir eskimonun bu bardağı hiç görmediği , bilmediği halde yanıma geldikleri taktirde bu bardağın şu an tam önümde durduğunun farkındalığına varacakları gibi…
eğer ki hepimiz birsek , homojen bir yapıysak demek ki bardak görseniz de , görmeseniz de, yanıma gelseniz de , gelmeseniz de hepimiz için bir sabit ve tanrı katında bir yerlerde sadece farkındalık bilgisinin sizin tarafınızdan çekilmesini bekliyor…ve doğru koordinatlara geldiğinizde de bu kendiliğinden tetikleniyor…
buradan çıkarılacak SONUÇ şu ki;
yaşadığımız hayat Tanrı katında sadece “dünyevi bir yaşam simülasyonu” programıdır…
Bizler Tanrı’nın süper bilgisayarına bağlı, ortak bilinci ve hayali paylaşan, deneyimleyen bilgisayar çiplerinden başka birşey değiliz(MATRIX)…şu an bize uygun görülen “dünyevi hayat” programını deneyimliyoruz…herşey gerçek olduğu kadar hiçlik de aynı zamanda…Tanrının süper bilgisayarındaki sarsılmaz evren yasaları ve dünyevi kanunlar ve aklınıza gelen her türlü kodlanmış bilgi mevcut, hepimiz bu sisteme bağlıyız ve elbette ki gerçekten istersek istediğimiz her türlü bilgiyi çekip almakta özgürüz…
Tanrının da dediği gibi herşey kayıt altında;
herşey ama herşey, eylemleriniz, aklınızdan geçen düşünceler, yüreğinizin en derinindeki hisler, günahlar,sevaplar, saçınızın telinin rüzgarda salınışı ve her hücrenizin an be an hareketleri herşey ama herşey…
Bize düşen ONU gerçekten yürekten anlamak,
Bize şu an için sunulan “dünyevi hayat” programını başarıyla tamamlamak,
sağlık,huzur,bolluk,bereket,sevgi,bilgi ve adaletle paylaşımı,inancı ilke edinerek yaşamak….
ve en nihayetinde yine Tanrının bizim için sunduğu sonsuz seçenekte diğer bir programa bağlanmak…
bize hiçlikten verdiği bu nimetlere şükrederek, ortak bilincin farkına vararak ve bunu her anlamda pozitif kullanarak…
Yorumuma MAHATMA GANDHI’nin bu kitapla bire bir özdeşleşen , örtüşen şu sözleriyle son veriyorum ve SİZE “KUANTUM BAŞARI” kitabını şiddetle tavsiye ediyorum…
CREA YAYINCILIĞA DA SONSUZ TEŞEKKÜRLER..
MAHATMA GANDHI
-”Düşünceleriniz pozitif olsun;
çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun;
çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun;
çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun;
çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun;
çünkü değerleriniz kaderiniz olur. ”
MAHATMA GANDHI
YAYIMCIYA NOT :
Merhaba;
kişisel gelişimle ilgili olarak hazırladığım kendimce güzel bir yazım var…bu yazıyı benim adıma yayınlar ve ihtiyacı olan insanlara ulaşmasına yardımcı olursanız çok sevinirim…
SAYGILARIMLA
BUGÜN HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ
“Evet yanlış duymadınız bugün gerçekten çok büyük ve neşeli bir doğum günü partisine davetliyiz…Bu gün ne sadece benim, ne de sizin, bu hepimizin günü, herkesin doğum günü…Her gün, her saat, her dakika, her saniye ve her saniyenin içerisindeki sayısız her an…Her nefes alışımızda hissettiğimiz, yaşadığımızın farkına vardığımız ve bu armağan için şükran duyduğumuz her an bir doğum, yepyeni bir başlangıç…Her an, yepyeni ve umut dolu bir hayat için kaçırılmaması gereken bir fırsat…Hayatımız muhteşem fırsatlarla dolu naif bir armağan…Teşekkürler…”
Büyük bir merak ve ümitle satın aldığınız kaliteli bir DVD filmin ortalarında olduğumuzu varsayalım…Salonumuzun koltuğuna sevdiklerimizle kurulmuş, keyifle filmimizi izliyoruz ve belki de yanında biraz içecek ve abur cubur la neşemize neşe katıyoruz…
DVD film geçmişte bir anda başladı, film kareleri ardı ardına eklendi, tam da şu an filmin ortalarındayız ve bizim için önemli olan, gerçek olan filmin tam da şu anki sahneleri…elbette ki filmimiz gözümüzün önünde akıp giderken filmimizin artık geçmişte kalan başlangıcı gibi gelecekte olan bir de sonu var ve biz bunu adımız gibi biliyoruz…Çünkü film başı, ortası ve finali belli olan bir kaynaktan (DVD medya) ekranımıza geliyor…Dvd player’ımıza takılı olan CD ‘den TV’mize aktarılan görüntüleri izliyoruz…Bu arada her saniyede 25 kare görüntü aktarılıyor karşımızdaki ekrana çünkü gözümüzün filmi kopukluk olmadan akıcı bir şekilde izlemesi için böyle olması gerekiyor…Biz farkına varmasak da akıcı bir görüntü için
Her saniye 25 farklı kare ardı ardına ekrana gönderiliyor…Buna teknik olarak kare/sn hızı veya frame rate deniyor…
Hayatımız;
Şimdi tam ve net olarak hatırlamasak da adımız gibi eminiz ki doğumumuzla hatta doğumumuzdan çok daha önce ebeveynlerimizin o sımsıcak ilişkileriyle başlayan, şu satırları okumakta olduğunuz ana kadar ulaşan, ileride bir gün ansızın sona erecek olan hayatımız…Kimsenin şimdiye kadar yazdıklarıma bir itirazı olacağını düşünmüyorum çünkü hepimizin yaşamakta olduğu buna benzer renkli veya renksiz bir hayatımız var…Görüntüler nasıl da akıp geçiyor gözlerimizin önünden…Tıpkı bir film şeridi gibi öyle değil mi ? Ama biz hep şu anı yaşıyoruz, az önce, bir saat önce, bir gün, bir ay veya yıllar öncesi diye bir şey yok…Gelecek de kocaman bir bilinmez…Sadece ve sadece şu anı yaşıyoruz…
”Her saniye gözümüzün önünden akıp giden görüntüler , kim bilir o saniyenin içinde kaç sayısız an , hangi framerate’le tekrar tekrar o devasa uçsuz bucaksız evren dediğimiz enerji okyanusundan bitmek tükenmek bilmeyen bir kararlılıkla bizlere ulaşıyor…Ve bizler , kesintisiz bir hayata, kendi filmimize, kendi DVD mize şahitlik ediyoruz…Elbette ki başı, ortası ve sonu zamansızlığın hüküm sürdüğü boyutta bir kaynakta yazılı olarak öylece duruyor…Bizlere sunulansa sadece an be an , tam da şu an, şimdiki zaman…ŞİMDİ..ŞİMDİ VE YİNE ŞİMDİ…”
ZAMANSIZLIK VE MEKANSIZLIK,,,
Tek bir anda yaratılmış , yaşatılmış ve sonlanmış uçsuz bucaksız bir evren…
Bizler hala zaman denilen boyutunda akıp giden görüntülerine şahitlik etsek de zamansız ve mekansız bir boyutta tek bir anda olup bitmiş mucize bir yaradılmışlık,yaşatılmışlık ve sonbulmuşluk gerçeğini tam olarak idrak edemesek de değiştirmeye gücümüz yetmiyor…Tek bir anda kayıt altına alınmış başı sonu belli bir film, kendi sinema şaheserimizin görüntüleri, gözlerimizin kesintisiz bir algılama ile yaşayabilmesi ve hissedebilmesi için her saniyenin içinde sayısız anlar boyunca tekrar tekrar yeniden gönderiliyor, yeniden yaratılıyor, yeniden doğuyor…
Hayatımız sürekli akıp giden bir görüntüden mi ibaret dersiniz ???
Yoksa gözlerimizin tıpkı bizi yanıltan TV ekranındaki gibi fark edemediği sayısız anlar boyu titizlikle, özenle, sarsılmaz bir kararlılıkla gönderilen görüntülerden oluşan bir hayalimi yaşıyoruz…Bu apaçık yaratının an be an devam ettiğinin, her saniyenin içinde insanoğlunun, hayatın , evrenimizin tekrar tekrar doğduğunun bir kanıtı olabilir mi ??? Ve bu da bizler için her saniye , her an yeni bir hayat, yeni bir fırsat, yeni bir başlangıç, kısacası yeni bir DOĞUMGÜNÜ anlamına gelmez mi ???
Şükranlarımı sunarım ki evet aynen öyle , her an benim için yeni bir fırsat, hayatım , kaderim, mutluluğum, sağlığım ve başarım benim ellerimde…Bu inanılmaz mucizeyi, hayatın kendisinin bizlere her an sunmakta olduğu mucizeyi fark ederek , bu sonsuz nimetlerin kıymetini bilerek, sevgiyle ve şükran duygularıyla yaşamak ve dizginleri elimize almak sanırım bu dünyada hiçlikten yaşama şansı verilmiş her insanın kaderi olmalı…Bunu yapacak gücü, dizginleri elimize alıp kaderimize sahip çıkacak gücü nereden bulacağız demeyin sakın…İçinizdeki sonsuz kaynak zamansızlığın ve mekansızlığın boyutunda nebulaların, kara deliklerin, galaksilerin, yıldızların, koskoca bir kainatın oluşumuna şahitlik etmiş kudrete sahipken ve şimdiki zamana kadar ulaşmışken şu kısacık fani hayatın dizginlerini elinize almak da ne ki onun için….!!!Çocuk oyuncağı…
Tanrı’nın neden bu kadar bağışlayıcı olduğunu, kim veya ne olursanız olun, geçmişte hangi büyük suçları işlemişseniz bile neden sadece yürekten bir pişmanlıkla AF dilersek bizleri bağışladığını hiç düşündünüz mü ???
Onun için geçmiş veya gelecek yok, onun için tek bir an var, o da şimdi…ŞİMDİ şu an ne yapıyorsanız ve ne düşünüyorsanız siz O’sunuz da ondan…
Sadece Şu an yaptıklarınız tüm hayatınıza yayılıyor ve siz sadece her an yaptıklarınızla varsınız…
“Her saniyenin içinde sayısız anlar boyu bizlere sunulan yeni, yepyeni bir fırsat gizli…İşte bu hepimiz için her an yaratılmakta olan hayatın bir nimeti MUHTEŞEM BİR DOĞUM GÜNÜ…”
HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN,
ONA BİZLERE VERDİĞİ SONSUZ NİMETLER VE HER SEFERİNDE YEPYENİ FIRSATLAR İÇİN YÜREKTEN ÇOK , ÇOK, ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ…
İçimdeki ateşi harlayarak bir yangına çeviren CREA ‘ya , “KUANTUM BAŞARI” kitabına ve bizler için emek emek yazılmış daha nice kaynakçaya SONSUZ TEŞEKKÜRLER…
Çağlar AKDAĞ
C.E.R.N – ANTIMADDE VE MATRIX
(KUANTUM İRDELEME)
Bu merkez hakkında (C.E.R.N.) bilinenler kısaca şunlardır;
YERİN 100 metre altında, İsviçre – Fransa sınırında kurulmuştur…27 kilometre uzunluğunda bir çember şeklinde inşaa edilmiş bir tüneldir…Burada madde ve anti – madde araştırmaları yapılmakta, Tanrının evreni nasıl yarattığı ve madde – antimadde gerçeği hakkında bilinmeyenler yakın bir zamanda açığa kavuşturularak, evrenin sadece gözümüzle gördüklerimizden ibaret olmadığı, farklı boyutların ve alemlerin olabileceği, yaşadığımız evrenin sadece HOLOGRAFİK ÜÇ BOYUTLU bir görüntüden ibaret olduğu hakkında çalışmalar yapılmaktadır…
Bugün halen kullandığımız ve teknolojide bir milat olan İNTERNET, MR VE TOMOGRAFİ teknolojileri, süper iletkenler ve buna bağlı olarak bugünkü ağ hızından binlerce kat hızlı ağ sistemleri C.E.R.N. ‘deki çalışmaların ürünüdür…
Özetle bu merkez dünyamızın en seçkin fizikçilerinin kalesidir…
BİLİM İNSANLARI bugün şu gerçeği hiç tereddüt etmeden söylüyorlar;
“FİZİK VE KÜTLE YASALARINA GÖRE EVRENİ OLUŞTURAN VE ŞU ANDA VAROLMASI GEREKEN MADDENİN %90’I KAYIP YA DA BİZİM 5 DUYUMUZ VE 3 BOYUTUMUZ BUNU ALGILAYACAK YETİYE SAHİP DEĞİL…SİZ BUNA İSTER KARA MADDE İSTER KARA ENERJİ İSTER ANTI-MADDE İSTERSENİZ DE HIGGS PARÇACIĞI DİYEBİLİRSİNİZ…HEPSİ AYNI KAPIYA ÇIKAN EŞANLAMLI TABİRLER OLARAK BİLİM İNSANLARINCA KABUL GÖRMEKTEDİR…”
C.E.R.N. evreni oluşturan ve şu anda varlığını kanıtlayamadığımız TANRI MADDESİ yani anti-madde’nin peşinde…PEKİ bunu kanıtlamaya çalışırken ve sonucunda neler olacak hiç düşündünüz mü?
ANTI-MADDE çalışmaları eninde sonunda başka boyutların , alemlerin beş duyu ve üç boyut kavramlarının tamamen yok olduğu yeni bir dünyanın kapılarını açacak…
VE TANRI YARATTIĞI SİSTEMİN BİR PARÇA DA OLSA SIRLARINI ÖĞRENMEMİZE İZİN VERECEK…ONA BİRAZ DAHA YAKLAŞIP ANLAMAMIZI SAĞLAYACAK…
C.E.R.N. ÇALIŞMALARI İNSANLIK VE DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN 2008 senesinden itibaren BİR MİLAT OLACAKTIR…bunu tüm insanlık görüp yaşayacaktır….
BİR FELSEFEYE ya da BİR BİLİMSEL DÜŞÜNCEYE GÖRE “ şu anda yaşamakta ve deneyimlemekte olduğumuz evren, kendimiz de dahil olmak üzere tamamen 3 boyutlu holografik interaktif (etkileşimli) bir görüntüden ibarettir”
Rüyalarımızda tıpkı günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz normal veyahut para-normal olayların içinde olduğumuz halde bunların rüya olduğunu uyandığımız ana kadar anlayabilmemiz ve rüyada aksini düşünüp “ben rüyadayım bunlar gerçek değil” şeklinde bir karara varmamız mümkün değildir…ÇÜNKÜ beyindeki 5 duyuya ait merkezler artık kendilerini dışarıdan bağımsız halde bıraktıklarından sadece beynin içinde oluşan küçük enerji hareketleri bize yeni bir dünyanın , rüyalar aleminin kapılarını açmaktadır…DEMEK ki beynin bizi başka bir yaşamın içindeymiş gibi göstermesi için 5 duyuya ve sahip olduğumuz bedene ihtiyaç duymadan kendi içindeki küçük enerji çarpışmaları ile bunu yapması mümkündür…
GELELİM ŞU ANDA 5 duyumuzla algıladığımız dünyaya….görüyoruz, duyuyoruz, kokluyoruz, dokunuyoruz, tadıyoruz ve tüm bunları birleştirip muhakeme ediyoruz, düşünüyoruz…..
PEKİ tüm bu duyular nasıl çalışıyorlar…aslında görüp duyulan dokunulan tadılan ya da koklanan bir şey ortada hiçbir zaman var olmamış olabilir mi ? bu dünyanın da ancak rüyalarımızdaki kadar gerçek olduğunun ya da bir gün başka bir boyutta uyandığımızda tüm bunların bir rüya gibi gelip geçeceğinin aksini iddaa edebilirmiyiz…BUNU KANITLAYABİLİRMİSİNİZ ???
BEYNİN ALGILAMA VE ÇALIŞMA prensibi tamamen şu şekildedir..tüm duyulardan sinirlerle iletilen elektriksel hareketler beyindeki ilgili merkezlere ulaşır ve aslında dışarıda ki dünya diye bir şey yoktur çünkü her şey karanlık ve sessiz beynin içerisinde yaratılan bir enerji hareketi holografik bir yaşamdır…YAŞADIĞIMIZ EVREN dışımızda değil olduğu gibi kafamızın içindedir….biz bu hayatı bilimsel olarak tam anlamıyla kafamızın içinde yaşarız….aslında dışarıda madde alemi diye bir şey hiçbir zaman olmamış olabilir…çünkü bizim hayatımız beynimizin içindeki enerjiden ibaret…
DIŞARIDA bir dünya olduğunu ya da olmadığını bu durumda asla ANLAYAMAYACAĞIZ !!!
BURDAN BEN KENDİME İKİ SONUÇ ÇIKARDIM…sizlerle paylaşmamda bir sakınca görmüyorum…
Birincisi ; beyindeki duyu merkezlerine ulaşan sinirlere müdahale ederseniz ve sadece kendi istediğiniz enerjileri yollarsanız bir insanın CENNETİ, CEHENNEMİ, DOĞA ÜSTÜ OLAYLARI veya her ne isterse deneyimlemesini sağlayabilirsiniz…onu başka bir evrene kalıcı ya da geçici olarak sokabilirsiniz…BU SAYEDE MUCİZE DİYE BİRŞEY YOKTUR TANRI KATINDA HERŞEY AMA HERŞEY MÜMKÜNDÜR…
İkincisi ; peki tüm bu evren kafamızın içinde yarattığımız bir enerji’den ibaretse ve gerçek değilse;
UNUTMAYIN ki sahip olduğumuz bu beden ve bu beyin (bilinçsiz hücre, dna,kemin,kan ve et’den oluşmuştur) de bu evrenin yani kafamızın içinde yarattığımız evrenin , holografik görüntünün bir parçası olduğuna göre….
TÜM BUNLARI DENEYİMLEYİP KURGULAYAN BİZ YA DA BİZLER, KİŞİSEL YA DA ORTAK BİLİNÇ, BU ÜSTÜN VARLIK KİM ? BİZ ASLINDA KİMİZ ? NERDEYİZ ? VE NE YAPIYORUZ ?
KAFAMIZIN İÇİNDE YARATTIĞIMIZ BU FANİ BEDEN (bilinçsiz hücrelerden oluşmuştur) BİZ OLAMAYACAĞIMIZA GÖRE TÜM BU HOLOGRAFİK GÖRÜNTÜYLE ORTAKLAŞA ETKİLEŞİM HALİNDE OLAN İNSAN YA DA SİSTEM NEREDE VE NE ŞEKİLDE VAROLUYOR , NASIL YAŞATILIYOR , ORTAK BİLİNÇ DEDİĞİMİZ BU EVREN BU HAYAT VE BU KADAR ENERJİNİN ASIL KAYNAĞI NEREDE ?????
Bizim fani dünyamızın ve fani bedenimizin çok çok üstünde , mükemmel, kusursuz ve ilahi bir kudretin eseri olarak tanımlayabileceğimiz yapıların mevcudiyeti akl-ı selim ve sağduyulu her insan evladı tarafından anlaşılabilir bir açıklıkla ve anlaşılabilir kanıtlarla önümüze serilmişken;
TÜM KAİNATIN, SONSUZ ÇEŞİTLİLİĞİN, TİTİZLİKLE VE ÖZENLE HAZIRLANMIŞ HAYATIMIZI OLUŞTURAN HER OBJENİN VE OBJELER ARASI ANLAŞILMASI MÜMKÜN OLMAYAN İLİŞKİLER VE DENGELER AĞININ TAMAMEN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNMAK CAHİLCE, HOYRAT VE KIRICI BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR DE NEDİR ???
BUGÜN HANGİ ŞEY TESADÜFLE OLUYOR…BİR KÜRDANI , BİR ÇÖPÜ BİLE SON DERECE DİKKATLİ VE TİTİZ BİR ÇALIŞMA İLE ÜRETMEK ZORUNDA OLAN İNSANOĞLU KUSURSUZ MÜKEMMELLİKTEKİ KAİNATIN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNURKEN KENDİSİNİ YOKTAN, HİÇDEN VAREDEN O GÜCE TEŞEKKÜR ETMEK YERİNE SAYGISIZLIK ETMİŞ OLMUYOR MU ?
BEN KENDİ ADIMA TEŞEKKÜR ETMEYİ SEÇİYORUM…
BANA VERİLEN SONSUZ NİMETLER VE YETENEKLER İÇİN SONSUZ KERE TEŞEKKÜRLER…
TEŞEKKÜRLER CREA, TEŞEKKÜRLER “KUANTUM BAŞARI”
SAYGILARIMLA………
ZAMANSIZ…
“İçeride bir hayat epey bir vakit alırmış gibi gelse de farkındalıkla yaşayan için, dışarıda hep tek bir an ve bir tek yaşatan vardır içeridekinin hakkıyla deneyimlemesi için…”
Bir ömür geçip giderken, ellerimizden avuçlarımızdan kayarken , geriye dönüp baktığımızda ne kadar çabuk olup bitmiştir her şey, koca bir hayat nasıl da hızla ilerlemektedir…
Hep aynı bildik sözleri ne çok sıklıkla duyar olduk çevremizde…
“Göz açıp kapayıncaya kadar geçti ömrüm.”
Gerçekten de yıllar su gibi akıp gidiyor ve aynı hızla ilerlemezsek geride kalırmışız, unutulurmuşuz ve başarısız olurmuşuz kaygısı ile koşturup duruyoruz, nereye yol aldığımızı bilerek ya da bilmeyerek…
Kitlesel bir “panik atak” yaşanıyor, ürkünç ve korkutucu boyutlarıyla…
Tedirginlik, telaş ve karmaşa hakim her yanda, oradan oraya vuruyor insancıklar kendini , hayat kavgası - feleğin acımasız çarkları; öğütüyor , parçalıyor iyi ve güzel olan ne varsa , dinginlik ve huzur adına…
Her nefesin , her anın , gözümüze yansıyan 1. sınıf tablo niteliğindeki her manzaranın ve her sahnenin değerini bilemeden, durup o sahneyi kutsayamadan, sahip olduklarımıza teşekkür edemeden; koca bir gün, koca bir hafta, koca bir ay ve yıllar, yıllar , yıllar en nihayetinde de koca bir ömür geçip gidiyor avuçlarımızın içinden…
Peki elimizden ne gelir, ne yapabiliriz bu duruma bir son vermek için ?
Umudunuzu yitirmeyin hatta cesurca haykırın çünkü “pek çok şey yapılabilir”, hem de “pek çok şey”…
Karmaşadan bir an olsun sıyrılmış ve bu soruyu kendimize sormuş olmamız dahi; Bu traji-komik satranç oyununda sadece tahta üzerindeki bir piyon kimliğinden kurtulup, dışarıdaki sistemi yaratan ve gözlemleyen tek bir hedefe kilitlenmiş “satranç oyuncusu” olmak adına atılmış büyük bir adım…
Başarıya kilitlenmiş, bilgelikle, sevgiyle , özveriyle donanmış güdümlü bir füze…Zincirlerini parçalamış, duvarları yıkmış, ve yepyeni bir algılama ve imgeleme sistemini inşa edecek kusursuz bir varoluş…Siz evet sizden bahsediyorum, kendisine inanan ve güvenen herkesten…Siz değerli okurlardan bahsediyorum…
Her anı kutsamak, her anı takdir etmek, her an bize hiçlikten sunulan hayat ve sonsuz nimetler için teşekkür etmek…Değer bilmez bir hızla akıp giden hayata , ilahi bir ivme ile devam etmenin sırrı işte bu olmalı…Ama bunu , bir anda yapmaya çalışmak yerine ufak ufak anları kutsayarak bu yola baş koymak ve an be an huzuru ,mutluluğu hissederek zamanla tüm bu anları birleştirip ,tüm hayatımızı bu ışıkla aydınlatmak gerek…
Hiçbirşey yapmadan, olduğunuz yerde öylece durarak, gözleriniz açık ya da kapalı, kutsayacak o kadar çok şey var ki !!! Kılınızı bile kıpırdatmadan teşekkür edebileceğiniz ne çok şey gizli ve bir o kadar açık seçik , görünür…
Bizler fani BEDENİMİZ’i; hayatı deneyimlemek adına yorarak, hoyratça kullanarak , kirli emellerimize her an alet etmiş olsak da, kendi kendine çalışan, bize iyi bir yaşam sunmak için uğraşıp didinen sayısız DNA, HÜCRE, DOKU, ORGAN ve aralarında bizim en ufak müdahalemize gerek duymadan kendi kendine hüküm süren hiyerarşik düzen ile var olan sistem her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler hiç kadir kıymet bilmeden, mahvederek, yıkarak, şuursuzca yok ederek üzerine gitsek de; DOĞA ana , TABİAT ana yokluğunda tek bir nefes dahi alamayacağımız o KUDRETLİ HAYAT KAYNAĞI; an be an güzelliklerini ve nimetlerini bize hiç tereddüt etmeden sunmakla her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler sanki kendiliğinden hiç emek harcanmadan olup, bitivermiş gibi üzerine titremeden , vurdum duymaz bir şekilde bozarak, kırarak, dökerek kullansak da;hayatımızı kolaylaştıran, işimizi yapmamızı sağlayan, öğrenmemize, eğlenmemize katkıda bulunan onca alet edevat; her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler zaman zaman sevgimizi tam anlamıyla sunamasak ve ardımız da her zaman kırık kalpler bırakarak yol alsak da; SEVGİYİ paylaşmak için çevremizde pervane olan onca eş-dost hatta diğer canlılar,bitkiler, hayvancıklar….Her kim ya da ne olursa olsun bizim bir yudum sevgimize muhtaç , her canlı varlık ; her saniye kutsanmayı hak ediyor…
Bizler şöyleyiz, böyleyiz diyerek böbürlenip dursak da ; şimdi saydığım sebepleri ve asla saymaya gücümün yetmeyeceği diğer tüm sebepleri, TÜM BU OYUNU ; hiç yoktan, “0” dan, ZAMANSIZLIKTAN var eden “ONA” her saniye teşekkür etmek ve onu kutsamak gerekmiyor mu ?
İşte bu sürekli kutsama ve takdir etme hali, an be an hayata geçirildiği taktirde, aksi halde pervasızca geçip gidecek bir ömür;
İçindeki her taşı an be an kutsayan huzurlu ve dingin bir nehir gibi akarak yolunu bulacak, o kudreti ve asaleti içimizde , yüreğimizin ta derinlerinde hissederek, olması gerektiği gibi özüne dönecek ve bütünün bir parçası olmayı başaracak, en nihayetinde keyifle sürülen ve her anı iz bırakan, çığ gibi büyüyen pozitif bir yaşama dönüşecektir…
İyi ve kaliteli bir yaşamın SIRRI;
“Kabuğunu koparmadan soyulan bir portakala ya da elmaya benzer bu durum…Her anı kutsayarak, anları koparmadan birbirine ekleyerek yaşanan bir hayat, ANCAK kıymetli bir ESER olabilir…Diğer tüm ihtimaller ZİYAN olacaktır…”
Hadi farklı bir şey yapalım, bir anı kutsayalım ve SEVGİ tohumları ekelim durduk yerde, hiç sebepsiz ve karşılıksız…
Yarın sabah kalkar kalkmaz ilk işimiz şu olsun;
Yüzünüzü yıkayın, dişlerinizi fırçalayın, size sunulan yeni ve tertemiz gün için şükredin ,teşekkür edin, kocaman bir merhaba deyin yeni güne ve gülümseyin…
Ve ardından mutfaktan aldığınız bir tutam bulgur ya da ekmek kırıntısını pencereyi açarak camın ön tarafına SEVGİ ile bırakın…belki minik bir kap su…BIRAKIN küçük serçeler, güzel kumrular gelip öğünlerini sizin ellerinizden yiyebilsinler ve teşekkür etsinler, o minik ve sevgi dolu kalpleri sizin için atsın, izin verin onlar da sizi kutsasınlar…
ZAMANI SERBEST BIRAKIN , BIRAKIN Kİ ZAMAN DURSUN , SİZ KOŞTUKÇA O DAHA HIZLA KOŞUYOR VE SİZİ YORUYORSA LÜTFEN ARTIK KOŞMAYI BIRAKIN VE O DA KOŞMAYI BIRAKARAK SİZİN İÇİN DURSUN…
ZAMANI KOVALAMAYI BIRAKARAK DURDURUN, SADECE DİNGİNLİKLE ,SADELİKLE YAŞAYIN VE İZLEYİN…
LEZİZ BİR YEMEĞİ KEYİFLE, AĞIR AĞIR YEMEK GİBİ…
ZAMANA hakim olun …
ZAMANSIZCA yapacağınız sayısız küçük olumlu pozitif hareketlerle ZAMANSIZLIĞIN tadına varın; an be an hissederek ve kutsayarak…
UMUT VE SEVGİ EKİN HAYATA, SADECE UMUT VE SEVGİ;
“Ne ekerseniz onu biçersiniz…”
“KUANTUM BAŞARI” eserini mutlaka okumalısınız !!!
Bu size kendinizi, hayatı, bu eserin yazarını ve CREA ‘ yı KUTSAMA fırsatı verecektir emin olun…
Çağlar AKDAĞ
SON SÖZ : son aylarda okuduklarımdan o kadar çok etkilenmiştim ki;
yazılan kavramlarla kendimce bugüne kadar kafamda geliştirdiğim onca olguyu bir araya getirince açığa çıkan o müthiş enerjiyi bir şekilde dışa vurmam gerekliydi…Ama bunu çevreme direk vermeye kalkışmam çok riskli ve yanlış anlaşılabilecek bir durum olabileceği için buradan, bu fikirleri duymak isteyecek ve beni gerçekten anlayacak, anlamaya çalışacak ya da buna ihtiyaç duyabilecek insanlara ulaşarak, bu yolla pozitif enerjimin EVRENE yayılmasını sağlamayı tercih ettim…
sevgili CREA sizlere bu güzel site ve bu güzel eser için binlerce kez teşekkürler…Bu arada Sandra Anne Taylor’ın yeni çıkan eserini de “Kuantum Başarı ” ile birlikte herkese şiddetle tavsiye ediyorum…
AYNADAKİ YABANCI
“Artık her aynaya baktığımda ;
Sen de kimsin diyorum ve gülüp geçiyorum…”
İnsanoğlu; kendi penceresinden izleyerek, algılayarak, yorumlayarak kazanımlarını sindiren ve bir şekilde bunları yeniden kaynağına iade eden varlık…
Dünya adeta bir sahne ve insanoğlu’nun gözlerinin önünde perdeye konan , sonu gelmez enfes müzikal, HAYAT…
GİRİŞ
Bazı zamanlar çalışma masamda yaptığım işe bir ara verip, şöyle bir durup ellerime ayaklarıma , görüş alanıma giren ve başımdan aşağı da kalan kısımlarıma uzun uzun bakıyorum…Bir an sanki kusursuz bir FPS (first person shooter – tek kişi gözünden oynanan bilgisayar oyunlarının tümünü kapsayan oyun türü) içinde olduğumu düşünürüm…O AN ,her oyuncunun muhakkak dillendirdiği bir söz gelir aklıma “Ne müthiş oyun, tıpkı gerçek gibi…”
Bu söz o kadar güzel bir hayranlığı ifade eder ki; adeta insanın hayata, kendi gerçekliğine duyduğu ve onu her şeyin üzerinde tuttuğu bir sevgi itirafıdır…Hayatımız Tanrı’nın bizlere sunduğu kusursuz, rakipsiz ve mükemmel kalitede tasarlanmış en , en , en güzel ve kapsamlı OYUN…Bu ne güzel bir armağan…Düşündükçe insanı heyecanlandıran , inanılmaz keyif veren, ne kadar NAİF bir HEDİYE…
Bilgisayar oyunlarına kendisini olması gerekenden çok fazlasıyla kaptırarak, kendi gerçekliğini unutan çocuklarınıza, arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza işin bu boyutunu sık sık hatırlatmanın çok çok iyi sonuçlar doğuracağına inanıyorum…
Ben de herkes kadar bu oyunlara meraklıyım ve büyük keyif alırım oyun başında geçirdiğim zamanlar ancak işi çok fazla uzatmamaya çalışırım, kontrolü elden bırakmam çünkü;
“DIŞARIDA BENİ BEKLEYEN VE BAŞARILI OLMAM GEREKEN, ÇOĞU KİMSENİN ÖLÜM BENİM İSE DÖNÜŞÜM DİYE TANIMLADIĞIM OLGUYLA KARŞILAŞMADAN EVVEL TAMAMLAMAM VE HER SEFERİNDE BİR SONRAKİ LEVEL’ A (finale doğru zorluk seviyesinin artmakta olduğu bölümler ) KAZANILMIŞ ZAFERLERLE ULAŞMAM GEREKEN ÇOK SAĞLAM BİR OYUN VAR…BU OYUN TANRININ OYUNU…VE SADECE BENİM İÇİN HAZIRLANMIŞ…KİMSE GELİP BU OYUNU BENİM YERİNE OYNAYAMAZ…O ZAMAN BU FIRSATI, DOLAYISIYLA HAYATI KAÇIRMAMALIYIM VE CESARETLE ÇIKIP BU OYUNU KENDİ HAYATIMIN EN BÜYÜK OYUNUNU PROFESYONELCE OYNAYARAK TAMAMLAMALIYIM Kİ DÖNÜŞÜM ZAMANI GELDİĞİNDE “GAME OVER”(KAYBEDİLMİŞ OYUN) HEZİMETİ İLE KARŞILAŞMAK YERİNE “VICTORY” (ZAFER) ÇIĞLIKLARIYLA BİR BAŞKA BOYUTTA VARLIĞIMI HUZURLA VE KEYİFLE SÜRDÜREBİLEYİM…”
GELİŞME
İşte böyle, dediğim gibi bazı zamanlar durup uzun uzun bakarım başımdan aşağıda kalan uzuvlarıma, vücudumun görebildiğim kısımlarına…Sonra kafamı şöyle bir kaldırıp etrafıma göz gezdiririm; iş arkadaşlarım, eşyalar, dışarıda yabancılar, doğa, bitkiler vs. vs….Ardından yeniden kendime dönerim ellerimi ayaklarımı görürüm ama kendi yüzümü, suratımı görmem aslında kendimi görmediğimi fark ederim…Kafamı bir daha kaldırırım ve çevremdeki her şeyi çok net görürüm, arkadaşlarımın yüzleri, ifadeleri, her şey her şey pırıl pırıl bir görüntü ile yansır görüş alanıma…
Şu içinde olduğum durumu derinlemesine düşününce bakın nasıl bir yere varıyor insan;
“BEN KENDİMİ DEĞİL AMA ÇEVREMİ HER AN GÖREBİLİYORUM.DEMEK Kİ ÇEVREMDEKİ HER ŞEY BENİM İÇİN VAR OLUYOR…ANCAK ÇEVREMDEKİLER DE KENDİLERİNİ DEĞİL AMA HER AN KENDİ ÇEVRELERİNİ VE DOĞAL OLARAK BENİ GÖRÜYORLAR…O ZAMAN BEN DE ONLAR İÇİN VAR OLUYORUM…”
Bizler için kendi var oluşumuzun , kendi görüntümüzün sanırım hiçbir önemi yok çünkü bizler kendimiz için değil DİĞERLERİ için, bizim dışımızda kalan her şey için, o her şeye bir şeyler katabilmek için VARIZ…Ve o her şey de bizim için VAR…
Her canlı çevresini, diğerlerini, bir diğerini KUTSAR, ve doğal olarak kendi dışında kalan HERŞEY de o canlıyı KUTSAR…
Her canlı çevresine, diğerlerine, bir diğerine bir şeyler SUNAR, ve kendi dışında kalan O HERŞEY den sunduğu kadar bir nebze bir şeyler alarak İNANILMAZ BİR ZENGİNLİK sahibi olur…
HER CANLI VERİR VE ALIR…VER – AL …VER-AL…VER-AL…
“NE EKERSEN ONU BİÇERSİN…”
SONUÇ
Kendi görüntüm ve varlığım benim için pek bir şey ifade etmez, çünkü benim varlığımdan sadece ve sadece benim dışımda kalan HER ŞEYE birtakım faydalar var…BEN her şey için varım…Bu varlık ve görüntü bana tamamen DİĞERLERİNE faydalı olabilmek için sunulmuş geçici bir armağan gibi…Evet aynen böyle düşünüyorum çünkü ben kusursuz bir ŞEYİM ve ne olduğumu nasıl olduğumu bilemesem de bu kırılgan ve fani bedenim sadece bu dünyaya ait bir ayrıntı…Ben bu bedenle SINIRLANAMAYACAK kadar KUDRETLİ bir yapının eseriyim…AMAN TANRIM BEN BEN DEĞİLİM…!!!
“BİR BEN VARDIR BENDE, BENDEN İÇERÜ” – YUNUS EMRE
Aynanın karşısındayım, bakıyorum uzun uzun kendime, ilk kez onu görüyorum, kullandığım bedeni, bir maske bir kostüm olmalı bu dünyada OYUNU tamamlamak için tasarlanmış bir ayrıntı sadece…Derin derin bakınca aynaya sizler de bu duyguyu hissedebilirsiniz; AYNADAKİ GÖRÜNTÜ BİZE NE KADAR YABANCI…MERHABA;
:)
“Sen de KİMSİN ? “
ÇAĞLAR AKDAĞ
21 gram ??? (Artık buraya yazmayacaktım, fikirlerimi yeterince paylaştığımı düşünüyordum ancak bu konuyu es geçemezdim…bence çok heyecan verici
“İnsan son nefesini verdiğinde, bu dünyadan ne eksilir ? neyle ölçülür ? ve ondan geriye ne kalır ..?”
2003 yapımı, Guillermo Arriaga’nın senaryosunu kaleme aldığı, Alejandro Gonzalez İnnaritu’nun yönettiği ve başrollerini Sean Penn ile Naomi Wats’ın birlikte paylaştıkları, dramatik ve bir o kadar mistik film “21 GRAMS”, aynı konuyu işlemiş ve o zamanlar oldukça ses getirmişti…
Filmin tanıtımlarında şu sorularla bu gizemli ve bir o kadar dehşet verici konuya dikkat çekiliyordu;
“Kaç hayat yaşıyoruz?
Kaç kez ölüyoruz?
Ölüm anında 21 gram kaybettiğimiz söyleniyor…
21 grama ne sığar?
Ne kadarı kaybolur?
21 gram ne zaman kaybolur?
Ne kadarı onunla gider?
Geriye ne kadarı kalır?
21 gram… Beş madeni paranın ağırlığı, bir kuşun, bir çikolata parçasının…
21 gram ne kadar çeker?
Ne kadar?”
Zamanımızın Popüler Araştırmacı yazarlarından May Roach’un da kitaplarında ele aldığı konu günümüzden yaklaşık 100 yıl kadar önce , ilk olarak 1907 yılında; Massachusetts, Haverhill’de Dr. Duncan McDougall tarafından “insan ruhu var mıdır, var ise ağırlığı ne kadardır?” araştırması ile gündeme gelmişti. Bu araştırma sonuçları “american medicine magazine” dergisinde de yayınlandı. Doktor duncan, eks olan ve hayati fonksiyonları tamamen duran vücutların ağırlığını ölçmek için, ölmek üzere olan hastaları tartı işlevi gören bir yatağa yatırarak bu testleri yapıyordu ve tüm bu yapılan deneylerin sonucunda görüldü ki eks olan her vücud 21,3 gram ağırlık kaybediyordu…
Elbette konu ile ilgili olarak bir çok karşı iddaa ortaya atıldı ve Dr. Duncan’ın araştırmalarının yersiz olduğu ve bu eksilmeye ölüm anında vücuttan boşalan birtakım gazların ya da son nefes dediğimiz , ciğerlerde kalan son havanın boşalmasının sebep olduğu ileri sürüldü…
Ben her iki tarafın da görüşlerini ihtiyatla karşılıyorum ve bu hassas konu üzerine araştırmalarından dolayı, fikirlerini bizlerle paylaşan tüm bilim ve düşün insanlarına teşekkür ediyorum…
Lakin; Dr. Duncan’ın deney sonuçlarının vücut sıvılarıyla ya da gazlarla ilgisi yoksa ve gerçekten ölüm anında 21 gramlık fizik ötesi bir eksilme söz konusu ise, o zaman tüm algıları kapatıp bu konu üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekir…
“21 GRAM NEDİR ? NASIL EKSİLİR ? EĞER Kİ ÖLÜM ANINDA BİZDEN 21 GRAM EKSİLİYORSA, GEÇMİŞTEKİ HANGİ ZAMANDA BİR ANDA BİZE EKLENMİŞTİR…EVET İŞTE SORULMASI GEREKEN ÇOK MÜHİM ANAHTAR SORU !!! 21 GRAMLIK BİR ŞEYİN BİR ANDA BİZDEN EKSİLEBİLMESİ İÇİN ELBET BÜYÜK İHTİMALLE O HATIRLAYAMADIĞIMIZ, 0-3 YAŞ ARASI, BİR KISMI ANA KARNINDA VE BİR KISMI DIŞARIDA GEÇEN KÜÇÜK MUCİZE HAYATIMIZIN BİR YERLERİNDE BİR ANDA BİZİM TILSIMLI PARÇAMIZ OLARAK RUHUMUZA EKLENMİŞ OLMASI GEREKİR…BELKİ DE BU 21 GRAMLIK TILSIMLI PARÇA RUHUN TA KENDİSİDİR…”
RUH NEDİR ? Bizi bir diğer boyuta taşıyan ve bunu kendi benliğimizin farkındalığını bozmadan yapabilen bir varlıktır…Bu farkındalık konusu tüm fikirlerin çıkış noktası olmalı çünkü insan kendi benliğinin ve var oluşunun farkında olmadan bir diğer boyuta taşınacaksa bunun bizim için hiçbir anlamı olmayacaktır…Öyle ise RUH dediğimiz varlık bize ait tüm var oluş bilgisini de içermeli ki bir diğer boyutta hatta tüm boyutlarda en son nerede kalmışsak o farkındalık bilgisi ile yaşamaya, enerjimizi titreştirmeye aynı yerden devam edebilelim…
Evet RUH bize ait sayısız anlık kişisel bilgiyi içermeli ki bizim ruhumuz olsun bizi biz gibi başka alemlerde kişisel farkındalıkla temsil edebilsin !!! Bize ait var oluş bilgisini şu fani ömrümüz boyunca an be an kaydederek bize eşlik etsin…İnsan dediğiniz nedir ki ???
“Fani Bir beden + Bir enerji ve + Bir Kayıt aleti…”
RUH denilince aklınıza ilk ne gelir ve
SİZLER RUH’u NASIL TANIMLARSINIZ ???
Havada uçuşan siluetler bilgiyi kaydedebilir mi ?
Beyaz bir çarşaf ne kadar bilgi kaydeder ?
Kanatlı bir melek görünümünde bir kayıt aleti olabilir mi ?
Biz bilgi kaydetmek ve işlemek için bugün ne kullanıyoruz ?
21 GRAMA BU İŞİ YAPACAK NEYİ SIĞDIRABİLİRİSİNİZ ???
“TANRININ ANA BİLGİSAYARI DİYE NİTELENDİRDİĞİMİZ SÜPER BİLGİSAYAR (BKZ. LEVH-I MAHFUZ)’A BAĞLI ve kendi belleği de olan bio-chip’ler ( kişisel varlığımızın duyularla algısı mümkün olmayan diğer bir boyutunda yaşayan canlı biyo-işlemciler) bu işi yapabilir mi ??? Standart bir bilgisayar işlemcisinin ağırlığı da ortalama 21 gram değil midir ??? Bedenimizin bir çok boyutta birden var olduğunu kabul edersek, yaşadığımız dünya ile etkileşimli ve ortak işleyen bu boyutlardan herhangi birinde , herhangi bir zamanda bir el bizim enerjimizin tam merkezine bu görünmez işlemciyi yani 21 GRAMLIK bio-chip ‘i yerleştirmiş ve son nefesimizde de bizi farkındalıkla dönüştürmek üzere bizden geri almış olabilir mi ???
VE o zaman bu dünyada bizden geriye ne kalır ??? Bizi biz yapan var oluş bilgisi diğer bir boyutta değerlendirilmeye alınırken artık bu dünyada bizden geriye sadece ESERLER kalacaktır…Bu eserler ne derece iyi ya da ne derece kötü olacak ve EVE DÖNÜŞ SINAVINDAN kimler hangi notları alacak bu kocaman bir soru işareti olsa da şundan hepimiz eminiz ki, ölümle birlikte artık çürümeye yüz tutan fani bedenimizin bizimle hiçbir ilgisi yoktur, biz onu bir elbise, bir kostüm gibi kullanıp atıvermişizdir biz aslında hiçbir zaman biz değilmişizdir,,,
ÖTE DÜNYADA ELBET ZAMANSIZ VE MEKANSIZ BİR BOYUTTA TÜM BU SORULARIN CEVAPLARINI BULACAĞIZ, GERKEÇTE NE OLDUĞUMUZU KAVRAYIP O KAYBETTİĞİMİZİ SANDIĞIMIZ ASLINDA BİZİ BİZ YAPAN , KAYBETMEMİZİN MÜMKÜN OLMADIĞI “21 GRAM” OLACAĞIZ…
ÇÜNKÜ 21 GRAM HAYATIN ÖZÜ, BİZ=21 GRAM…VAROLMAK ADINA 21 GRAMA SIĞDIRILAN…
Çağlar AKDAĞ
“SANRA ANNE TAYLOR’ IN BAŞARININ SIRLARI KİTABI KUANTUM BAŞARIDA EDİNDİĞİMİZ DENEYİMİ BİR ÜST SEVİYEYE ÇIKARIRKEN GERÇEKTEN TATMİN EDİCİ VE DOYURUCU YEPYENİ BİR İÇERİKLE KARŞIMIZA GELİYOR…VE ALKIŞI SONUNA KADAR HAK EDİYOR…
TEŞEKKÜRLER CREA - ÇOK TEŞEKKÜRLER “
aynı konuya değinen başka bir kitabı araken kitapçının tavsiyesi üzerine aldığım bir kitap.Hayatıma kattığı en önemli şey kendime karşı duyduğum bu artmaya başlayan özgüven.Artmaya Başlayan diyorum çünkü kitabı henüz bitirebilmiş değilim.okuyupta katılmayacağım bir şey yok.Çünkü başıma oldukça ilginç olaylar geliyor ve bir türlü tanımlayamıyordum.Bir şeyi gerçekten isteyeceksiniz ve bu bir şekilde size sunulacak.inanın bunu kitabı okumadan önce birçok kez yaşadım.bana imkansız gelen şeylerdi.ama şimdi bunu adlandıra biliyorum.
bu kitabı daha yeni keşfettim aslında pek okur yazar değilimdir. Beni okumaya sevk eden kitap ise Adam Fawer OLASILIKSIZ kitabıdır..Bu kitabı alıp almama konusnda kararsızdım taki yorumlarınıza okuyana dek..Yarın ilk İŞim bu kitabı almak olacak hepinize teşekkür ederim…
Slm bu yazıyı okuyan herkese.bir çok kişisel gelişim kitabı okudum. Bu zamana kadar bize sunulan kişisel gelişim kitapları hep aynı çerçevede farklı anlatımla dönüp duruyordu. bizlere sunarken hep nasıl yapılaması gerektiği anlatıldı.ve bir çoklarını uygulama şansı bulamadan bulsakta yapamadan sadece kabul eder olmuştuk.bu kitap çıkana kadar.bu eserin en büyük özelliği neyi ? neden? ve nasıl ? yapmamız gerektiğini anlatıyor. fark bu bence. ondan dolayı bu eseri aldım hala okuyorum elimden düşmüyor.tenefüslerde bile okuyorum.
görüşlerini paylaşmak isteyen varsa lütfen e-maille paylaşsın
bedrettinogretmen@gmail.com
Merhabalar,
Bir fizikçi olarak yıllardır sorduğum sorulara yanıt buluyor olmak, daha da önemlisi hayata ait bütün gerçeklikleri fizik eğitimi alması gerekmeden insanlarla paylaşabilmek, düşüncelerimizin sınırlarını zorlamak ve yaşamımızın kontrolünü daha iyimser, daha bilinçli daha somut ele almak inanılmaz keyif verici doğrusu. Kunatum fiziği ve bunun günlük yaşamımızdaki yansımaları ya da yansımadan çok tam da merkezinde yer alması yıllardır benim içine gömülmüş olduğum bir durumdu, şimdi ben olmaktan çıkıp bize dönüşüyoruz, her geçen gün bu daha da çoğalıyor. CREA’nın değerli çalışanlarına ise, okurlara, amatör yazar ve araştırmacıalra bu kadar değer verdiği için ayrıca teşekkürü borç biliyorum. Sizlerle paylaşacak daha çoook şeyim var, zamanı geldiğinde. Sevgi ve saygılarımla…
Bu arada, 21 Gram filmini ben de izledim ve inanılmaz, şoke edici bir filmdi, arkadaşlara duyurulur. Ayrıca kuantum fiziği ile ilgili veya bu konuda yazılmış kitaplarla ilgili soru ve önerileriniz için “bu bir belirleyici değildir ama ilgilenirsenzi sorularınıza cevap yazabilirim diye söylüyorum, fizik bölümünü ingilizce olarak bitirdim, yani yerli ve yabancı alanı takip ediyorum” adresim ağağıdadır. Tekrar sevgiler, saygılar…
cesminazdive@hotmail.com